Ana sayfa Blog

Setubal Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Setubal Gezilecek Yerler

Setubal, Portekiz’in en hareketli yerlerinden biridir ve oldukça önemli yerlere ve ziyaret edilmesi gereken tarihi eserlere sahip bir şehirdir. Bu canlı ve enerjik kenti keşfetmeye başlar başlamaz, gözlerinize liman ve sanayi kentiymiş gibi gelen bir izlenim takılabilir. Sado Nehri’nin kuzey kıyısında, haliç ağzının yakınında yer alan Setúbal’ın denizle yakınlığı hemen göze çarpar. Limanın yukarısındaki kaleden, uçsuz bucaksız Atlantik Okyanusu, çelik-mavi bir ufka doğru bakış atabilirsiniz. Eski şehirde kiliseler, bükülmüş ipe benzer şekilde tasarlanmış taşlı bir yapıya sahiptirler. Rıhtım boyunca, restoranlar, sarımsak ve limon suyu ile terbiyelenmiş choco frito – derin yağda kızartılmış mürekkep balığı gibi sembolik yemekler servis edilmektedir.

São Filipe Kalesi

Kale, şehrin yüksek bir yerinde inşa edilmiştir ve dolayısı ile panoramik bir görünüme elverişlidir. Kale, İspanya kralı II. Philip’inin emriyle 1595 yılında inşa edilmiş ve İtalyan askeri mühendisi Filippo Tailor’un orijinal olarak çizdiği yıldız şeklindeki bir tasarıma sahiptir. Ayrıca İtalya’dan mimar Leonardo Torriana, her şeyin yerine oturduğundan emin olmak istemiş ve İspanyol egemenliği döneminde inşa edilen savunma kalesi, korsanlar ve İngiliz istilacılarını körfezde tutmak için bu kale yapılmıştır. Portekiz – Yeni Keşif’ten sonra, içeriye giden bir taş tünel gibi daha ağır duvarlar eklenmiştir.

Sado Haliç Tabiat Koruma Alanı

Bu alan, özellikle ornitologlar tarafından sıkça ziyaret edilen bir yer olması açısından oldukça büyük bir öneme sahiptir. 23 hektarlık vahşi yaşam parkı, kuş türlerinin şaşırtıcı çeşitliliğine ev sahipliği yapmaktadır; Şu ana kadar 220’si açık su, sığ lagünler, sazlık yatakları ve çamur düzlüklerinde kaydedilmiştir. Haliç, razorbill, bataklık, flamingo, mor balıkçıl ve kara kanatlı uzun ömürlü kuşlar için önemli bir kışlama alanıdır. En iyi fotoğrafların elde edilebileceği zaman, Eylül-Ekim ayları arasındadır. Tilki, porsuk, mongöz ve genet gibi memeliler kırlarda geziyorlar ve her biri endemik hayvan türleridir.

Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Arkeolojide büyük öneme sahip olan bu mütevazi müze aynı zamanda kendi etnografisinin ruhsal koleksiyonuna da ev sahipliği yapmaktadır. Paleolitik dönemden kalma basit taş aletler ile tarih öncesine dayanan müzede kalıcı sergide gezerken kendinizi tarih öncesi en eski öğeler arasında bulabilirsiniz. Tunç Çağı kapları ve Roma sikkeleri ise en  belirgin olan eserlerdir. Bir dizi ‘amphora’ sergilenirken, aynı zamanda Roma el işçiliği ürünü olan mozaik paneller müzenin ilgi çekici yerlerinden biri olmaya devam ediyor. Ziyaretçiler, aynı zamanda kutsal vizyonları ve mucizeleri betimleyen ahşap üzerine sıra dışı 19. yüzyıl adanmış resimlerine dikkat etmelidir. Yerel ve bölgesel sanatlar, zanaatlar ve endüstriler, etnografinin ilginç gösterilerinin çoğunu oluşturuyor – geleneksel kostümler, gemilerin ve deniz taşıtlarının çeşitliliği, herhangi bir ölçekli model tekneler de dikkat çeken diğer unsurlardır.

Palmela Kalesi

Kale, Hristiyan güçlerince fethedilmeye çalışılmış ancak 12 yy’a kadar kendini koruyabilmiştir. Palmela’daki kale hâlâ oldukça iyi durumda ve çok az hasarlı haldedir. Bu ilginç tepenin üzerinde stratejik bir konuma sahip olan kale, 1432’de Kral João I tarafındab duvarları genişletip güçlendirdikten sonra binanın çoğunu bir manastıra dönüştürülmüştür. Bugün, bu etkileyici kale ve manastır, otantik bir otel görevi görmektedir. Kalenin engebeli surları hala keşfedilebilir. Ziyaretçiler, 14. yüzyıla ait kalıntıları çevreleyen Serra da Arrábida’nın muhteşem manzaralarını yakalamak için hafif bir yokuşu tırmanmak zorundadırlar.

Arrábida Tabiat Parkı

Dramatik bir görünüme sahip Atlantik Okyanusu kıyı şeridi ile kırsal alanın yemyeşilliği arasında bulunan Serra da Arrabida Tabiat Parkı bölgenin en güzel doğal cazibe merkezlerinden biridir. Muhteşem manzarası; aşevi odunu, çam ve okaliptüs ormanları, çalılıkları, çayırları ve hoş kokulu çalılıkların oluşturduğu bitki örtüsü bakımından zengin, bozulmamış bir manzaraya sahiptir. Yürüyüş yapanların işaretli patikaları takip edebileceği bir yol da bulunmaktadır. Bisikletçiler de boş şeritlerin ve tenha doğa yollarının keyfine varabilmektedirler. Çökmüş kalker kayalıkları, gizli mağaralar ve yarım ay koyları Arrábida’nın kıyı karakterini tanımlamaya yardımcı olan unsurlardır. Altın kum koyları güneş arayanlar için bulunmaz yerlerdir ve kristal berraklığında denizlerde tüplü dalgıçlar, şnorkelciler ve diğer su sporları tutkunlarını görebilirsiniz.

Sesimbra Kale ve Doğal Alanı

Muhteşem bir doğal alan olan Sesimbra, Arrábida Tabiat Parkı’nın eteklerinde, güneye bakan korunaklı bir koyunda, Setúbal’a arabayla 40 dakika uzaklıkta yer almaktadır. Balıkçı köyü karakterini hareketli, mevsimsel bir tesis havası ile birleştiren şehir, çekici bir eski merkeze sahiptir – bir zamanlar Portekizli monarşiler için sahil evleri bulunan, 17. yüzyıldan kalma Fortaleza de Santiago’ya yayılan Arnavut kaldırımlı yollara sahiptir. Fort’un görülmeye değer terası gün boyunca halka açıktır. Geniş bir kumsalın ön cephesinde yer alan çok sayıda kafe ve balık restoranları ile çevrili bir alanda hem yemek yiyebilir, hem de yürüyüş yapabilirsiniz. Sesimbra’nın canlı kişiliğini örneklendirmek için, limanda demir atmış balıkçı teknelerinin filosu Porto Do Abrigo’yu gösterebiliriz. Sesimbra’da yapılacak diğer zevk verici şeylerden biri de şehrin yukarısındaki restore edilmiş Mağribi kalesine giden yoldur.

Arrábida Manastırı

Bölgedeki turistik mekanların en güzel manzarasını sunan 16. yüzyıldan kalma manastır, Serra da Arrábida’nın ağaçları arasında saklanmış ve görülmeye değer bir yapıdır. 1542 yılında kurulan, beyaz badanalı binaların, pişmiş toprak çatılar ile dolu olması, aslında iki manastırın etrafını saran özel yapıtaşlarının en nadide örneklerini göstermektedir. Eski manastırın kalıntıları, tepenin en üst kısmında yer alır ve tepeden aşağı doğru iner bir şekilde inşa edilmiştir. Bu destinasyon, aynı zamanda Atlantik Okyanus’una doya doya bakabileceğiniz muhteşem manzaralara ev sahipliği yapmaktadır.

Cetóbriga

Romalılar, balık tuzlama işini kurmak için MS 3. yüzyılın sonunda Cetóbriga’yı kurup geliştirmiştirler. Bu süreçte kullanılan taş tanklarının izleri, kent merkezinin içinde ve çevresinde çoğalan birçok ev ve ticari tesisin temelleri olarak açıkça görülebilmektedir. Yıkık mozaik ve mermer kaplamanın yanı sıra hamam kalıntıları, birkaç villa ve birkaç mezar da görülmektedir. Cetóbriga yıl boyunca meşgul bir limandır ve çeşniler yapmak için kullanılan fabrikalar ortadan birer birer kalkarken, çatıları destekleyecek sütunların izleri farkedilebilmektedir. Setubal geziniz sırasında, küçük ancak dinlendirici bir mola yeri gibi düşünebilirsiniz.

Evora Alanları

Alentejo’nun bölgesel başkenti olan ve Portekiz’in en tarihi ve çekici şehirlerinden biri olan Setúbal’ın güneydoğusuna arabayla yaklaşık 60 dakikalık mesafededir. Kültürel açıdan zengin ve asil bir mirasla kutsanmış olan Évora’nın eski merkezi, büyüleyici eserler ve müzeler, ortaçağ duvarları ve binlerce yıllık tarihin kucakladığı bir cazibe yeridir. Kalbinde duran, keşfedilmeye başlamak için uygun bir yer olan zarif Roma Tapınağı, görülmesi gereken bir yapıdır. Duques de Cadaval Sarayı, etkileyici Sé (Katedral) ve Evora Müzesi yürüyerek kolayca ulaşabileceğiniz önemli eserlerdir.

Porto Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Porto Gezilecek Yerler

Douro Nehri’nin hemen yanıbaşında, Portekiz’in ikinci büyük şehri olan ve granit madenlerinin yanısıra zengin ve kültürel bolluğa katkı sağlayan Porto, gezilip görülmesi gereken pek çok özel destinasyona sahiptir. Porto’nun tarihi kalbi Ribeira’dır. Bu sahil bairro’su (kasabası), dar sokakların labirenti arasında kendinizi kaybetmenize neden olacak ve şehrin en saygın mimari hazinelerinden bazılarını bulmanızda size eşlik eden yerlerden biridir. Aslında, çok nadir ve kıymetli olan, UNESCO’nun Dünya Miras Alanı ilan ettiği bu görkemli mahalleyi oluşturan binalar, Porto denilince akla ilk gelen yerlerdir. Şehirde görülmeye değer pek çok farklı destinasyon bulunmakla beraber, tarih ve kültür bakımından oldukça zengindir.

Bolsa Sarayı

Porto’nun eski yerleşim yerinde, 19. yüzyılın ortalarından kalma zengin bir tarihi bina vardır. Bir Fransisken manastırının bulunduğu yere inşa edilen görkemli iç mekanı, her biri cazibesine ve yakın incelemeye değer olan tekil odalara ve salonlara bölünmüştür. Üniformalı monarşiler galerisi ile Portrait Room’da dolaşırken işlerini ziyaret eden varlıklı bir tüccar olduğunuzu varsayalım ve daha sonra Altın Oda’ya yaldızlı alçı tavanına hayran kalacağınız yere doğru ilerleyin. Zengin ve yoğun bir şekilde döşenmiş Başkanın Odasındaki patronla görüşmeye hazır olacaksınız. Zengin bir şekilde dekore edilmiş Mahkeme İşitme Odasındaki diğer tüccarlara katılmadan önce mutabık kalınacak olan ticaret kanuna tanıklık etmek için yapılmıştır.

Clérigos Kulesi

Porto’nun şehir silüetini, tüm yönleri ile görebileceğiniz ve simgelerinden biri olan bu yapıyı kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Şehrin en görkemli simgesi, 75 metre uzunluğunda, 18. yüzyıla ait granitle kaplanmış uç kısmı ile bu tarihi yapının ziyaret edilmesi “yapılacaklar” listesinde yer almalı. Kulenin tepesine doğru 240 adım atmak için biraz yorulabilirsniz ancak bu çaba, nehrin, sahil şeridinin ve uzak Douro vadisinin nefes kesici bir panoramasıyla ödüllendirilecektir. Portekiz’in en büyük ikinci şehrinin kuşbakışı görünümüne hayran kalacaksınız.

Porto Köprüsü

İstanbul’un Boğaziçi ya da resmi adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ne ise, Porto Köprüsü’de aynı adı taşıyan şehrinin önemli simgesel yapılarındandır. Yapısal açıdan kemerli ve devasa ayaklar üzerine oturtulan yolları ile dikkat çeken köprü, Porto ziyaretinizde muhteşem manzaralara ve panoramik görüntülere erişim sağlayabileceğiniz bir konumda yer almaktadır. Douro Nehri üzerinden akmaktadır ve 65 mt yüksekliğe sahiptir. Ziyaretiniz esnasında, köprüyü arkanıza alarak çekeceğiniz bir fotoğraf, size güzel anıları hatırlacak nitelikte olacaktır.

Aziz Francis Kilisesi

Ziyaretçiler, güzel St. Francis Kilisesi’ne girdiklerinde altınla kaplı yerleri görüp şehvete kapılmaktadır. 18. yüzyıldan kalma Barok tarzı iç mekan, yaldızlı bir kaplama ile kuşatılmış ve göz alıcı ve coşkulu bir havaya sahiptir ve bu durum çoğu kişi tarafından ülkedeki en iyi işlenmiş altın örneklerinden biri olduğunu kabul edilir. Gerçekten de, bu paha biçilemez bir gezi deneyimidir. Yaldızlı oymalar, yüksek bir sunak, sütunlar, yalnızca görünür bir taş parçasıyla sınırsızca süslenmiş duvarları ile dikkat çeken bir yapıdır. Kuzey duvarlarında Hz. İsa’nın ve 4 büyük meleğin işlendiği, görülmeye değer freskolar bulunmaktadır. Ancak, her zaman olduğu gibi, bu tür fresklerin fotoğraflanması yasaktır.

Cais da Ribeira

Porto’nun nehir kenarında bulunan büyüleyici bir labirenti andıran dar ve dolambaçlı sokaklar. Düşük asıllı güneşte aç bırakılmış çarşılar ve zikzaklı geçitler. Yine de Douro Nehri’ne bakan, parlak hardal, mandalina ve sarımsı tonlarda boyanmış yüce şehir evlerinin teraslarıdır – Ribeira renk ve lezzet içinde bir maceradır. Kemerlerin altında yer alan çok sayıda restoran ve kafe, şehrin en popüler bölgesi olup, rıhtım boyunca dinlenmek ve sosyalleşmek için ideal yerlerdendir. Genç,dost canlısı bir tını ile sizleri çağırır nitelikte olan nehir kıyısındaki Praça da Ribeira,popüler ve hareketli bir buluşma noktasıdır. Bu bölge, aynı zamanda bakkal ve kasapların bulunduğu bir ticaret bölgesidir.

Dom Luís I Köprüsü

Devasa yapısı ile Dom Luís I Köprüsü, Portekiz’deki en ikonik yapılardan biridir. Güney banliyösünde Vila Nova de Gaia ile Porto’yu birbirine bağlayan nehir Douro’yu kapsayan köprünün görkemli ve iki katlı olma özelliği, şehrin gururlu sosyal kumaşında bağlayıcı bir bileşendir. Ağır perçinli gri demir işçiliği Gustave Eiffel’in isminin her yere yazılmasına ve gerçekten de 1886’da köprüyü inşa eden büyük bir Fransız mühendisinin asistanı olmasına bağlanmaktadır. Köprünün alt katından bir metro hattı dahi geçmektedir.

Vila Nova de Gaia

Uzun, geniş sahil şeridi ve nehir kenarı manzarasıyla Vila Nova de Gaia, karşı konulmaz bir noktadır. Dom Luís I Köprüsü’nü geçtikten sonra yürüyerek kolayca ulaşılabilen kasabanın peyzajlı rıhtımı, çok sayıda şık restoran ve kafe ile çevrilidir. Aynı zamanda sayısız Douro Nehri yolcu gemilerinin kalkış noktasıdır. Harika bir nostaljik bakış açısı eklemek, esplanade’nin yanında demirlemiş geleneksel barco rabelos filosu bulunmaktadır. Bu zarif yelkenli gemiler, bir zamanlar Douro limanındaki arazilerden aşağıya giden feribotları feribot seferlerinde kullanmışlardır ve Porto’nun Ribeira semtinde uygun bir romantik ortam sağlayarak, göz kamaştırıcı 18. yüzyıldan kalma bir tablo olan atmosferik bir kent manzarasıyla yeniden karşılaştırmışlardır.

Soares dos Reis Ulusal Müzesi

Porto’da sadece bir müzeyi ziyaret etmeye karar verirseniz, bu müze olmasından yana tercihinizi kullanabilirsiniz. Portekiz sanatının seçkin koleksiyonu, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanır ve müzenin adını taşıyan 19. yy’da yaşamış bir heykeltraş olan António Soares dos Reis’in heykelini içerir. Sergiler, özellikle ilgi çekici altın ve gümüş eşyalarla birlikte, harika bir şekilde gösterimdedirler. Resim koleksiyonu, başta Hollandalı ve Flaman olmak üzere, Portekizli ve yabancı sanatçıların eserlerini sergilemektedir. 18. ve 19. yüzyıllardan kalma kaliteli cam eşyalar, Çin’den porselen ve ‘Delftware’ (bizdeki seramik çaydanlık benzeri) örneklerini içeren nadir seramik parçaları, müzenin ilgi çeken diğer unsurlarıdır.

Keşifler Dünyası

Portekiz’in olağanüstü fetih ve keşif dönemi olan Keşif Çağı, bu interaktif müze ve tema parkında şaşırtıcı bir etkiyle yeniden canlandırılmıştır. Bilinmeyen suları haritalamak ve yeni toprakları haritalamak için kırılgan karaveler filosuna yelken açan 15. yüzyıl Portekizli gezginlerin tehlikeli seferleri, bir dizi ayrıntılı sergi ve gösterişli animasyonlar ile çarpıcı yaşamlara şahit olmuştur. Ama gerçek macera bir gemiye bindikten sonra ve 1498’de Portekiz’den Hindistan’a deniz yolunu, ve 1500’de Brezilya’ya ulaşan Pedro Álvares Cabral’ı kuran Vasco da Gama’nın beğenisini keşfeden ülkelere seyahat ettikten sonra başlıyor. Dünya tarihinde önemli bir yere sahip bir çağı anlatan bu yere gitmenizi öneririz.

Karmo Kilisesi

Porto’nun 18. yüzyıldan kalma Carmo kilisesinin dış cephesi, mavi ve beyaz azulejos (fayans) bir kaplamaya sahip ve çarpıcı cephesi şehrin en çok bilinenlerinden biridir. Muazzam paneli gerçek bir baş döndürücü eserdir, ancak iç mekânı süsleyen görkemli yaldız oymaları da aynı derecede caziptir. Aslında, zarif altın fırçalı ahşap, Rokoko’nun en güzel örnekleri arasındadır. Komşu Igreja das Carmelitas göze çarpan bir diğer yapıdır. İnanılmaz bir şekilde, her ikisinin de bölünmesi, iki kilisenin aynı duvarı paylaşmayacağı yönündeki eski bir yasaya uymak için inşa edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Peniche Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Peniche Gezilecek Yerler

Portekiz’in Centro bölgesinde yer alan Peniche, görülmeye değer çok sayıda eserin bulunduğu bir sahil şehridir. İlk olarak, dalgalı deniz ve altınkum plajları ile sörf yapmak için çok uygun bir merkezdir. Birçok muazzam plajın bulunduğu yerde en iyisi, büyük uluslararası etkinliklere uygun bir boru şekline sahip olan Praia dos Supertubos’dur. Peniche, şehrin savunulması için bir kale inşa edildiğinde, Erken Modern Çağ’dan beri bir liman kenti olmuştur. Bu yapı, ilk olarak deniz savunması ve 20. yüzyılda Estado Novo rejimi sırasında bir hapishane olarak kullanılmıştır. Peniche hala bir balıkçı limanı olduğundan, en taze balık ve deniz ürünlerinin bulunduğu yerdir. Ve her şeyden öte, kıyıdan doğal bir rezerv olan Berlingas Adaları’na bir tur için de zaman ayırmalısınız.

Supertubos Plajı

Yarımadanın güneyinde yer alan bu plaj,  genel olarak sörf topluluklarını ağırlıyor ve hatta Portekiz’in yedi doğal güzelliklerinin bulunduğu güncel listeye de dahil edilmiştir. Sığ eğimin, kuzey rüzgarı ve okyanus akıntılarının bazı bileşimleri, sörf ve bodyboarding için son derece uzun, mükemmel bir oyuk dalga oluşturur. Avrupa’da başka hiçbir yerde böylesine bir dalga yoktur ve her Ekim ayında, dünyanın en iyi sörfçüleri buraya gelerek yeteneklerini sergilerler. Sonbahar, dalgaların en büyük olduğu dönemdir ancak, her mevsimde oldukça uygun zamanlar da bulunabilmektedir.

Cape Carvoeiro

Yarımadanın sonunda, Portekiz’in Cabo da Roca’nın kuzeyindeki en batı noktasıdır. Günbatımında olağanüstü manzaralara sahip, tepede tuhaf karst oluşumları ve bir kireçtaşı istifi ile, Nau dos Corvos (Kargalar Gemisi)’un tam karşısında, 25 metrelik uçurumlar ile görkemli bir pelerin gibidir. Ufukta, Bertegas Takımadaları’nı görebilirsiniz. Gruta da Furninha mağarasında tarih öncesi insan işgali bulguları çıkarılmıştır. Cabo Carvoiero her zaman bir batık kara noktası olmuş ve 1790’dan beri bir deniz fenerine ev sahipliği yapmaktadır. Deniz trafiğini kontrol etmeye devam eden bu fener, 15 mil öteden görülebilecek bir sinyal kuvvetine sahiptir.

Peniche Kalesi

Limanı tam tepeden gören bir konumda yer alan kale, III. John tarafından 1557 yılında inşa edilmiş ve daha sonra 17. yüzyılda John IV tarafından genişletilmiştir. Zamanının en iyi mimarisi ile donatılmış ve bir yıldız konfigürasyonu verilmiştir. Portekiz’in önemli deniz savunma sistemlerinden biri olarak, 19. yüzyılın sonuna kadar askeri bir amaca hizmet etmiştir. O zamandan bu yana ya Estado Novo rejiminin siyasi muhalifleri için bir hapishane ya da 1800’lerin sonlarındaki Boer Savaşı’ndan ya da daha yakın zamanlarda Angola Sivil Savaşı’nda kullanılan bir sığınak görevlerine tabi olmuştur. Okyanusu izlemek için çatıya çıkabilirsiniz. İçerisinde ise bir müze bulunmaktadır.

Peniche Belediye Müzesi

Kalenin çeşitli tarihi göz önüne alındığında içinde müzenin farklı yönleri bulunmaktadır.Odak noktalarından biri, 20. yüzyılda, politik bir hapishane olduğunda Salazar’ın diktatörlüğüdür. Hücreler oldukları gibi tutulmuş ve bu dönemde Portekiz’de gizli anti-faşist faaliyetlerin hesapları gerçekleştirilmiştir. Ama aynı zamanda arkeolojik bir yanı var: Gruta da Furninha mağarasından Neolitik eserler burada sergilenirken, Peniche’deki birçok gemi enkazı size deniz arkeolojisi hakkında büyük bir bilgi kaynağı sunmaktadır. Ayrıca Peniche’in balık tutma, bot yapımı ve bobin dantel gibi geleneklerini de inceleyebilirsiniz.

Baleal

İki tane beyaz kumlu plaj arasında yer alan küçük ancak görülmeye değer bir yarımada olan Baleal, Peniche’nin yanındaki küçük bir sahil kasabası olan eski bir balina avcılığı merkezidir. Bu koylar, Praia do Baleal Sul ve Praia do Baleal Norte gibi farklı yönlere doğru uzanmaktadır. Genel kural olarak, biri dalgaları iken, diğeri tabiri caizse halı gibidir. Sadece güneşlenmek ve kürek çekmek için buradaysanız, sörfçü, bodyboarder ve rüzgar sörfçülerinin deihtiyaç duyduğu dalgalar görülebilmektedir. Baleal, Peniche’nin sörf aletleri mağazalarının ve okullarının çoğunun bulunabileceği ve her zaman küçük bir sörf topluluğunun bulunduğu yeridir.

Berlengas Takımadaları

Bu adalar 10 km açık deniz yolculuğu ile ulaşılabilen ve Peniche tatilinizde uğramanız gereken doğa harikası yerlerdir. Takımadalar, su kabarcıklarının ve zengin deniz canlısı çeşitliliğin dikkat çektiği, ziyaretiniz esnasında hayran kalacağınız alanlardır. Daimi bir çözüm bulunmamakla birlikte, ana adanın şu anda bir kamp alanı olan eski bir cezaevi olan yeri bulunmaktadır ve Peniche’nin yanı sıra sizi RIB’ler gibi daha küçük gemilere götürecek şirketler arasında düzenli feribotlar vardır. Okyanus tarafında Atlantik, kayalık kıyıya doğru dalgalarını savururken, rüzgar ve akıntıdan uzaklaşıp suyun aşırı berrak olmasını sağlamaktadır.

Aziz Peter Kilisesi

Bu kilise 1500’lü yılların sonundan kalmadır, ancak Portekiz’de olduğu gibi, 17. ve 18. yüzyıllarda büyük bir değişim geçirmiştir. Şansölyedeki sanat bu döneme ve Aziz Petrus’a adanmıştır; Quo Vadis ve Mucizevi Balık Avı gibi, ondan kalma bir heykel ve 18. yüzyıldan kalma bir resim tablosu vardır. Her zamanki yaldızlı ahşap süslemelerden oluşan Barok bir sunak, sütunları çevreleyen yapraklı desenleri olan sütun ve panellere oyulmuş resimler göze çarpmaktadır.

Teselli Plaj

Peniche’den aşağı doğru gidildğinide, Consolação bölgesinde iki farklı kumsal görülmektedir. Güneyde, sağlığa yararları ile bilinen kayalık koylar vardır. İnsanlar iyot bakımından zengin sulara girmekte, kemik rahatsızlıklarına ve tiroid sorunlarına yardımcı olan suların ve güneşin tadını çıkarabilmektedir. Burada, 17. yüzyıldan kalma bir kale ve 1786’da bir İspanyol kalyonunun kayalara çarpması ile oluşan bir gemi enkazı bulunan yarımada görülebilir. Ve oradan, Peniche’ye doğru uzanan yuvarlak bir alan, sörf ve güçlü esintilerle dolu kumlu bir plaj ve yaz aylarında bir su sporları merkezi olarak görülmesi gerekenler listenize dahil edilebilir.

Lizbon Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Lizbon Gezilecek Yerler

Avrupa’nın kozmopolit ve en güzel şehirlerinden birisi ve aynı zamanda Portekiz’in başkenti olan Lizbon, Tagus Nehri’nin yakınlarında, bir kaç tepenin üzerine kurulmuştur. Denizi ile bir bütün oluşturmuş olan Lizbon, geçmişte, 15 ve 16. yy’da yelkenciler tarafından bilinmeyen topraklara doğru yol alınmasının ardından rastgele bulunmuş bir yerdir. Hareketli ve bir o kadar tarihi ve renkli bir şehir olan Lizbon’da yapabileceğiniz pek çok şey bulunmaktadır. Yaz aylarında sıcacık ve güneşinin oldukça kavurucu olduğu şehir, zengin tarihi eserleri ve görülmeye değer müzelerinin yanısıra dar sokakları, eski mahalleleri, modern ve eski tip binaları ve daha pek çok kültürel özellikleri ile dikkat çekmektedir. Aslında, yerel halkın yaptığı gibi yavaş ve telaşsız bir tempoda Lizbon’un tadını çıkarabilir ve davetkar karakteri ve şaşırtıcı cazibesine hayran kalacağınız yerleri görebilirsiniz.

Aziz George Kalesi

Alfama’ya yakın bir konumda ve bir tepenin üzerine inşa edilmiş olan Aziz George Kilisesi, Portekiz’in başkenti Lizbon’da görülmeye değer en önemli yapıların başında gelmektedir. Bu yapı, Lizbon’un en popüler turistik yerlerinden biridir. Etkileyici mazgalları, ilgi çekici müzesi ve büyüleyici arkeolojik alanı, kaleyi bütün ziyaretçiler için tatmin edici bir deneyim haline getiriyor ve özellikle çocuklar için görülmesi gereken yerler barındırıyor. Sağlam duvarlar ve kuleleri de dikkat çekici diğer detaylar arasındadır. Demir Çağı’ndan beri bu alanda bir kale var ve bu kale, Moors’un 1147’de Afonso Henriques tarafından işgal edilmeden önce Hıristiyan güçlerini işgal etmesine karşı savunduğu yer. Kral, nehrin yakınında yeni bir kraliyet evi inşa edilene kadar müteakip hükümdarlara ev sahipliği yapan Aláçova Sarayı’nı inşa ettirmiştir. Saray temelleri bugün görülen kazıların bir parçasını oluşturmaktadır.

Jerónimos Manastırı

Lizbon gezi turlarının en önemlilerinden biri olan 16. yüzyıldan kalma Jerónimos Manastırı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne layık görülen muazzam tarihi ve kültürel öneme sahip çarpıcı bir anıt olan Portekiz’in en önemli simge yapılarından biridir. Lizbon’un çekici Belém semtinde nehir kıyısına yakın, Hieronymite Manastırı olarak da bilinen manastır, 1501 yılında Kral Manuel tarafından yaptırılmıştır. Vasco da Gama’nın Hindistan’a yaptığı destansı 1498 yolculuğunu onurlandırmak için inşa edilen Jerónimos, zenginliğin bir sembolüdür.

Lizbon Akvaryumu

Lizbon Oceanarium ya da Akvaryumu, Avrupa’nın en iyi akvaryumlarından ve dünyanın en büyüklerinden biridir. Aynı zamanda tüm şehrin ziyaretçi cazibe merkezlerinin en çok aile yönelimli olanıdır ve çocuklu tatillerinizde görülmesi gereken yerlerdendir. Peter Chermayeff tarafından tasarlanan ve şu anda Parque das Nações olarak bilinen bir alanda, Expo 98 Dünya Fuarı’na inşa edilen okyanus akvaryumu, düzinelerce farklı kuş türü de dahil olmak üzere akıllara durgunluk veren balık ve deniz hayvanları dizisine ev sahipliği yapıyor. Muazzam düzeni, Atlantik, Pasifik, Hint ve Antarktika okyanuslarının yaşam alanlarını etkili biçimde dört ayrı deniz ve manzarayı temsil eder niteliktedir.

Calouste Gulbenkian Müzesi

Lizbon’un kültürel tacı ve köpüklü bir mücevher olan Calouste Gulbenkian Müzesi, aynı zamanda Avrupa’nın en ünlü müzelerinden biridir. Şehrin kuzeyinde yemyeşil bir parkta yer alan tesis, 1855’te doğan ve 1955’te ölümünden kısa bir süre önce Portekiz’e uçsuz bucaksız özel sanat koleksiyonunu bırakan bir Ermeni petrol mucidi olan Calouste Sarkis Gulbenkian’ın ismini almıştır. Bu vakfın temel amacı, bu amaçla inşa edilmiş sanat kompleksi olan bir temel oluşturulmasıdır.

Ulusal Antik Sanat Müzesi

Ulusal Antik Sanat Müzesi, Lizbon’un büyük kültürel cazibelerinden biridir ve herhangi bir turist güzergahında mutlaka görülmelidir. Burası, Portekiz’in ulusal galerisi ve ülkedeki en büyük 15. ve 16. yüzyıl tabloları koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Avrupa, Doğu ve Afrika sanatının aynı derecede etkileyici bir gösterge niteliği taşımaktadır. Müze, 1755 depreminde neredeyse yok olan Saint Albert Karmelit manastırının kalıntıları üzerine inşa edilmiş 17. yüzyıldan kalma bir sarayda, şehir merkezinin batısında yer almaktadır. Yaşanan depremde şapel ayakta kalabilmiş ve bu müzenin günümüzdeki değerini artırmıştır.

Doğu Müzesi

Alcântara yakınlarında, şehir merkezinin batısında yer alan ve Fundação Oriente tarafından inşa edilmiş muhteşem bir oryantal sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan bu cazip kültürel tesis, Portekiz’in Asya ve Uzak Doğu’daki varlığını yansıtır. Sergiler, iki seviyeye yayılıyor ve oryantal sanatın, özellikle de Çin’in bazı temel bölgeleri etrafında gruplandırılıyor. Az ışıklı aydınlatma altında görüntülenen, ancak tek tek parçaları, nokta spot ışığı altında sergilenen koleksiyon, sizleri Portekiz ve Hindistan, Japonya, Myanmar, Makao ve Timor arasında kurulan kültürel ve ticari bağlantıları izleyen inanılmaz bir yolculuğa çıkarıyor. Hindistan’dan demir ve bronzla süslenmiş devasa bir 17. yüzyıl giriş kapısı, birinci katta sizi selamlıyor ve şaşkınlıkla karşılanacak Kurofune’den ayrılan Portekizli denizcileri tasvir eden narin Namban ekranı gibi eserler ile göz kamaştıran bir salona açılıyor.

Belém Kulesi

Muhtemelen Lizbon’un tarihi eserlerinin en sembolik olanı Belém Kulesi, 16. yüzyılda Portekiz’in olağanüstü Keşif Çağı sembolü olarak Tagus Nehri’nin ağzındaki sığ arazilerde yer almaktadır. 1515-21 yıllarında bir kale olarak inşa edilmiş ve nehrin ortasına yerleştirilmiştir. Kule dekoratif Manueline mimarisinin en üst noktasını temsil etmektedir. Süslü cephesi, fantastik deniz motifleri ile süslenmiştir – taştan oyulmuş tüm bükülmüş ip ve küreler dikkat çekici ayrıntılardır. Gerçekten de, çok değerli ve ikonik, UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak korunan bu anıt, görmeniz gereken bir yerdir.

Ulusal Çini Müzesi

Şehir merkezinin doğusunda, turist parkurunun biraz dışında yer alan Ulusal Çini Müzesi, dekoratif fayanslar ve  müthiş süslemeleri ile Tanrı’nın Annesi Kilisesi’nin eşsiz koleksiyonunu barındırmaktadır. Kilisenin içinde ve Tanrı’nın Annesi Manastırı’nın içinde yer alan bu eser, bu tarihi sanat formuna adanmış Portekiz’deki tek müzedir. Kalıcı sergi, Moorish günlerinden gelen çini yapımının İspanyol etkisi ve Portekiz’in kendi tarzının ortaya çıkışını izler. Kronolojik olarak sergilenen, en eski örneklerden bazıları 15. yüzyıldan kalmadır ve canlı renklerdeki karmaşık desenlerin tam panellerinde gösterilmektedir.

Santa Justa Asansörü

Lizbon’un Baixa (şehir merkezi) bölgesinin çatılarının üzerinde yer alan ve garip görünümlü Santa Justa Asansörü, neo-Gotik asansör ve şehirdeki en önemli toplu taşıma aracı niteliğindedir. İlk bakışta, perçinlenmiş ferforje iskeleti ve Paris’te Eyfel Kulesinin zırhlı-gri boya tasviri görüntüleri var ve bir bağlantı var: Gustave Eiffel’in çırağı olan Fransız mimar Raoul Mésnier du Ponsard, 1901 yılında hizmete açılmıştır. Bairro Alto mahallesinde bulunan Largo do Carmo’yla, pahalı dükkanlar, Fado evleri ve küçük restoranlarla dolu şehrin gözde bölgesiyle bağlantı kurmak için inşa edilmiştir.

Sé Katedrali

Şehrin eski Alfama mahallesinin yakınındaki kale bölgesinde, Lizbon’un müstahkem Romanesk katedrali Sé, orijinal yapının 1150 yılındaki ilk inşasından bu yana çeşitli tasarımlardan geçmiştir. 1755 yılındaki yıkıcı depremden kalan kalıntılar dikkat çekicidir. Şehrin silüetini süsleyen ikiz çan kulesi olmak üzere öne çıkan özellikler, özellikle güneşin doğuşunda görülebilen eşsiz manzaralardır.

Leiria Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Leiria Gezilecek Yerler

Lizbon’un bir saat kuzeyinde yer alan Leiria, orta çağdan kalma kaleden aşağı doğru kurulmuş yerleşime sahip bir üniversite kasabasıdır. Kings John I ve Denis Ben burada yaşamış ve şehri eski halinden kurtararak modern hale getirmişlerdir. Kral John aynı zamanda bir UNESCO Miras Listesi’ne dahil olan Batalha Manastırı ve Portekiz mirasının hayati bir parçasını da şehrin hemen yanına inşa ettirmiştir. Leiria’nın etrafında, daima canlı ve eğlenceli şehir meydanlarında ve tarihi kiliselerde zaman geçirebilirsiniz, eski baskı ve cam ticaretine adanmış müzelere göz atabilirsiniz. Cıvıl cıvıl plajları ve serin Atlantik havası ile sahili yaz aylarında kalabalık olmaya başlamaktadır ve bu tür yerlere ulaşımınız rahatlıkla sağlayabilirsiniz.

Leiria Kalesi

Birkaç ortaçağ kalesi, sarayların yanı sıra görkemi ile dikkat çeken Leiria Kalesi’ne uyarlanmıştır ve bu, ülkenin en seçkin tarihi eserleri arasındadır. Her biri kaleye farklı bir görünüm ve rol veren üç yapı evresi vardır. İlk yapım Portekiz’in ilk Kralı Afonso Henriques zamanında Moors’un yeniden fethi sırasında yapılmıştır. Daha sonra Kral Denis I (14. yüzyıl) ve John I (15. yüzyıl) altında Gotik uzantılar eklenmiştir. Buradaki önemli unsurlardan en dikkat çekeni, 15. yüzyılın başlarında Kral John tarafından tamamlanan sergi odalarıdır.

Hareketli Resim Müzesi

Kale duvarları içinde 1996 yılında eski ahırlarda kurulan hareketli görüntülerin yer aldığı bir müzedir. Müze, her dönemden itibaren kayıt, düzenleme ve sunum ekipmanlarını korumak ve görüntülemek üzere kurulmuştur. Film meraklıları, ‘vintage’ kameralar, ışıklar ve projektörler ve aynı zamanda zoetroplar gibi daha ilkel donanımlara göz atabilir. Ayrıca sessiz sinema salonlarından piyanolar, antika sinema bilet makineleri, vintage makaralı teneke kutular ve çocuklar için etkileşimli oyunlar da görülmesi gereken diğer önemli unsurlardır.

Leiria Müzesi

Bu müze günümüzde bir asırlık yaşa sahip ve kısa süre önce Santo Agostinho Manastırı’ndan çıkarıldıktan ve yeni bir yer arayışından sonra, nihayet günümüzdeki yerinde sabit kalabilmiştir. Sergi kronolojik olarak sıralanıyor ve tarih öncesi gösteriler özellikle dikkat çekiyor. 150 milyon yaşındaki hayvanların Guimarota’da bulunan fosiller ve Lapedo Vadisi’nde bulunan Üst Paleolitik Çağ’dan bir çocuğun kalıntıları olan Menino do Lapedo bölümü, dikkat çeken diğer önemli yerlerdir. Demir Çağı seramikleri, Roma kenti Collipo’nun eserleri ve dağılmış manastırlardan ve kiliselerden gelen dini sanat eserleri de görülebilmektedir.

Leiria Katedrali – Ulusal Anıt

Portekiz’de oldukça büyük öneme sahip Ulusal Anıtı ve katedral 16. yüzyıldan kalmadır ve Klasik ve Barok iç mekanlara sahip bir Mannerist dış cepheden oluşmaktadır. Leiria’daki birçok bina gibi, 1755 depreminde zarar görmüştür. Bina, sağlam bir yapıya sahip olduğu için küçük restorasyonlar ile yeniden eski haline kavuşmuştur. 1810’da, Yarımada Savaşı sırasında Fransızlar tarafından çıkarılan bir yangın sonrasında da zarar görmüştür. Bu nedenle, Leiria’nın direnişi için göz kamaştırıcı bir anıt olmaktan daha fazla öneme sahiptir. İç mimarisi de Barok tarzında inşa edilmiştir ve görülmeye değer bir eserdir.

Kağıt Fabrikası – Moinho de Papel

Lis Nehri kıyısındaki bu ortaçağ kağıt fabrikasının, Kral I. John’un kraliyet tüzüğünde bahsedildiğine göre tarihi 1411’e kadar dayanmaktadır. Ülkedeki ilk kayıtlı kağıt fabrikasıdır ve 1496’da İbrani bir bilgin tarafından ilk baskılar oluşturulmaya başlanmıştır Bundan önce değirmen görevi ile tahıl öğütmek ve yağ üretmek için kullanılmıştır. İç mekan 2009 yılında restore edildiğinde, bu eski uygulamaların her biri yeniden canlandırılmış, ancak en iyi bölüm kağıt ve hamur üretim görevi görmektedir.

Rodrigues Lobo Meydanı

Bu meydan, Leiria’nın gece hayatının merkezi ve sadece birkaç dakikalığına dinlenmek ve kahve ya da soğuk içecekler içmek için hareketli bir yerdir. Kuzey tarafa doğru bakıldığında, Leiria Kalesi’nin muazzam manzarasını görebilirsiniz. Meydan, Leiria’nın en ünlü isimlerinden biri olan 17. yüzyılın başlarında yaşamış şair Rodrigues Lobo’nun adını almıştır. Lena ve Lis Rivers tarafından çalıştırılmış mütevazi çiftçiler hakkında yazmayı seçen bir yazar olarak Lobo, 1923 yılında meydanın güneybatı köşesinde dikilmiş bir heykelle ölümsüzleştirilmiştir.

Aziz Peter Kilisesi

Kalenin yanında yer alan, aynı dönemde inşa edilen küçük bir Romanesk kilisesidir. Kısa bir süreliğine burası Leiria’nın katedrali olarak kullanılmış, ancak 17. yüzyıldan sonra kullanım dışı bırakılarak bir tiyatro, ahır ve hatta bir hapishane olarak dahi kullanıma tekrar açılmıştır. 12 ve 13. yy’da oluşturulmuş eserlerin bir çoğunun halen görülebildiği kilise, görülmeye değer nitelikler taşımaktadır. Dikkatinizi en üstte, kornişleri destekleyen unsurlar ve kornişlere oyulmuş hayvan resimleri çekecektir. Ve kirişlerin alt kısımları bitkisel motifler ve insan yüzleri ile dekore edilmiş, diğer dikkat çekici unsurlardır.

Okul Müzesi

Marrazes’te, Leiria’nın merkezinin birkaç dakika doğusunda, 19. ve 20. yüzyıllarda Portekiz okul yaşamına ışık tutan bir müzedir. Yerel okulda, öğretmenlerin gittikleri günlerde okulun nasıl bir şey olduğunu göstermek için öğretmenler tarafından başlatılan bir proje kapsamında hayata geçirilmiştir. Yakınlarında ayrı bir binada bir müze açmak için yeterince değerli malzeme olması, bu okulu müze haline dönüştüren unsurdur. Sınıfta mobilyalar, antika oyuncaklar, kitaplar ve günlük ürünler (arduvazlar, tahtalar, silgi, saatler, haçlar) var. Müze, marangozluk ve jeoloji gibi konulara göre sekiz farklı odaya ya da monarşinin sonu, İlk Cumhuriyet ve Diktatörlük gibi zaman dilimlerine ayrılıyor.

Leiria Ormanlığı

Leiria’nın batı kıyısında, Marinha Grande ve Vieira Leiria köylerine giderken, sakin ormanlık manzara tamamen doğal bir yer, ancak bu ortamda bile insanlar tahrip etmeye başlamışlar. Pinhal de Leiria yani Leiria Ormanlığı, 13. yüzyıldan kalma Kral Afonso III’ün saltanatı sırasında dikilen 11.000 hektarlık bir çam ormanıdır. Bu ormanın oluşturulma amacı, Leiria’yı ve onun tarımını kıyılardan üflenen kumullara karşı korumaktı ve bu kumulları ormanın kenarınd, günümüzde birikmiş halde görebilirsiniz. Orman, Portekiz’in fethettiği filo için bir çok çam ve reçine sağladığından, Keşif Çağı’nda da büyük rol oynamıştır. Ormandaki piknik alanları, bisiklet parkurları ve Moel Nehri’nin restoratif bankları ile görülmeye değer manzaralar vardır.

Batalha Manastırı

Leiria’nın sadece 10 km güneyinde bir UNESCO Dünya Mirası Alanı ve ülkenin en değerli anıtlarından biri olan Batalha Manastırı bulunmaktadır. Bu yapı, Kral I. John tarafından 1385 yılında Aljubarrota Muharebesi’nde Moors’a karşı Hıristiyan zaferini anmak için hizmete açılmıştır. Kilise, kraliyet manastırı, bitmemiş şapeller ve bölüm evi, onlara verebileceğiniz kadar çok zaman ayırmanız gereken önemli yapılardır. Bunun nedeni, Gotik ve 15. yüzyılın başlarında, Manueline stilinde tamamlanan oymalardaki zenginliği ve karmaşıklığı, Yüksek Gotik, İspanyol Plateresk ve Mağribi mimarisini benzersiz bir şekilde Portekiz’e özgü bir şey yaratmak için harmanlamasıdır. Kuruculardaki Şapel, diğer tüm eserlerin yanında dikkat çekicidir ve John I ve Philippa’nın karısının yanı sıra 15. yüzyıl kaşifi Henry the Navigator’ın türbesine de ev sahipliği yapmaktadır.

Cam Müzesi

Leiria’nın bir kaç dakika batısında yer alan, o kokulu çam ormanında bulunan ve kum yapmak için bolca kaynağa sahip olan Marinha Grande kasabasıdır. Kasaba hala Portekiz’in en büyük cam üreticisidir ve zamanla oluşturulmuş yöntemler modern kalıplama tesisleriyle ele geçirilmiştir. Müze, 1770’lerde Marinha Grande’de Royal Glassworks’ten sorumlu İngiliz göçmen William Stephens’a ait 18. yüzyıl sarayının içinde kurulmuştur. Vitrinlerde, 18. yüzyıla kadar uzanan sanatsal cam, antika gözlük ve vazolar ile 1600’lü yıllardan sonra Portekiz’in diğer cam üretim merkezlerinde üretilen ürünler görülebilmektedir.

Funchal Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Funchal Gezilecek Yerler

Portekiz’in Madeira adasında yer alan ve Lizbon’a yaklaış 960 km’lik uzaklıkta yer alan Funchal, alt tropikal bir şehirdir ve yıl boyunca hareketin olduğu bir yerleşim şehridir. Adanın güney sahilindeki yükselen karlı dağların muhteşem görüntüleri ile çerçevelenen şehir, bir dizi dik tepeler ve düz teraslar ile bu olağanüstü şehrin karakterini tanımlamaya yardımcı olan bir manzara üzerinde kurulmuştur. Funchal’ın ziyaretçilere sunacağı çok şey var. Tarihi anıtların zenginliği, ünlü manastırlardan ve sağlam deniz kalelerinden, saygıdeğer müzelere ve adanın kolonileşmesinin ilk günlerine kadar uzanan bir katedrale kadar uzanmaktadır. Portekiz’in görülmeye değer en ünlü şehirlerinden biridir.

Jardim Botanik Bahçesi

Funchal şehir merkezinin yaklaşık dört kilometre kuzeydoğusunda Madeira Adası’nın en büyük turistik mekanlarından biri olan Botanik Bahçesi bulunmaktadır. Quinta do Bom Sucesso arazisinin yamaçlarında bulunan bahçeler, zengin ve çeşitli alt tropikal floralarıyla göz kamaştırıyor. Binlerce yerli bitki, ağaç ve çiçek, dünyanın dört bir yanından gelen diğer egzotik türlerle toprakları paylaşıyor. Mülkün orijinal sahiplerine ait olan bir malikane, şimdi girişe yakın konumda bulunan Doğal Tarih Müzesi olarak bilinmektedir ve ziyarete açıktır. Bahçenin batı kenarı, Funchal körfezinin muhteşem manzarasını sunar ve mülke ulaşmanın en iyi yolu Teleférico do Funchal teleferiğidir.

Levada Yürüyüş Yolu – Su Kanalları

Madeira’da levada patikalarını gezmek, yapılacak tüm eğlence etkinliklerin arasında tartışmasız en popüler aktivitedir. Bu dar insan yapımı sulama kanallarını izleyerek adada yürüyüş yapmak, ziyaretçilere sunulan büyük zevklerden biridir ve keşfedilecek bu benzersiz kanallardan düzinelerce vardır. Madeira’nın levadaları, adanın dört köşesine, yıl boyunca yağmur suyu toplayan kanallara su taşır. Adaların uzak bölgelerine ulaşan doğal patikalardan oluşan bir ağ sağlayan levadalar bakımlı yollarda yürüme fırsatı bulunmaktadır. Bazıları sahile kadar inmektedir. Bu yolları tek başınıza gidebilirsiniz, ama bir yürüyüşten en iyi şekilde yararlanmak için rehberli bir tura katılmak daha iyidir. Rehberlerin sağladığı bir çok fayda var. Hava durumundan trafik yoğunluğuna kadar pek çok kondisyonun uygun olup olmadığını öğrenebileceğiniz kişiler, sizlere daha iyi bir tur yapma fırsatı sunacaktır.

Madeira Hikaye Merkezi

Madeira takımadalarının kültürünü ve tarihinin ilgi çekici yönlerini görebileceğiniz, Funchal’a uğradığınız yapmanız gereken ilk şeylerden biri olan ve Teleferico de Funchal’ın hemen yakınlarında bulunan Madeira Hikaye Merkezi, çok yönüyle önemli bir destinasyon ve müzedir.Temalı sergiler, adaların tarihinin dönemlerine göre düzenlenmiştir ve ziyaretçiler her konuyla ses, vizyon ve diğer son teknoloji multimedya teknolojisi ile etkileşime girebilmektedir. Belirli bir ortamın kokusunu hissettiren özel koku kutuları bile var. Tesis bünyesindeki dükkanda ilginç hediyeler ve yerel halk taradından yapılmış eserler bulunmaktadır.

Funchal Teleferiği

Madeira Teleferiği, Funchal’ın en popüler turistik mekanlarından biridir. Yolcular Madeiran başkentine ve çevredeki tepelere kadar 15 dakikalık bir yolculuk sonrasında çıkabiliyorlar. Özel olarak tasarlanmış kabinler, aşağıdaki kasabanın 360 derecelik olağanüstü manzaralarını, dramatik dağ manzarasını ve parıldayan mavi Atlantik Okyanusu’nu izleme fırsatı sunmaktadır. En yüksek noktasında teleferik, deniz seviyesinden 560 metre yüksekliğe kadar çıkmaktadır. Zona Velha’nın yakınındaki meydandan ayrılan yolcular Jardim Botânico’da mola verip, birşeyler içtikten sonra nihai varış noktası olan Jardim Tropik Monte Sarayı’na doğru devam edebilir. Buradan, şehir merkezine dönmenin yeni bir yolu Monte Toboggan’dır ve kesinlikle görülmeye değer bir yapıdır.

Quinta das Cruzes Müzesi

Funchal’ın şehir merkezine yakın ve arka taraflarındaki dik bir konumda yer alan Quinta das Cruzes tesisi, yemyeşil arazilerin üzerine kurulmuş bir müzedir. Tristão Vaz Teixeira ile birlikte 1419’da Madeira’yı keşfeden, Portekizli gezgin João Gonçalves Zarco’nun aile evi olan bir konakta yer alan mükemmel bir müzeyi kapsamaktadır. Müze, dönemi apaçık bir şekilde anlatan dekoratif sanat eserlerini sergilemektedir. Peyzajlı bahçelerde yer alan bir çay evi, turistlere hafif atıştırmalıklar sunmaktadır. Ziyaretçiler, yakınlardaki Convento de Santa Clara’yı ziyaret ederek Quinta’ya bir gezi düzenleyebilir.

Santa Clara Manastırı

Museu da Quinta das Cruzes’e kısa bir yürüyüş yaparken, gözünüze çarpacak bir eser olan bu manastır, Funchal gezinizde görmeniz gereken bir eserdir. 1476’da kurulan manastır en son 1890’da rahibeler tarafından kullanılmıştır. Bugün, ziyaretçiler şapel ve sığınaklara erişim sağlayan zarif manastırları gezmeden önce sade bir şekilde döşenmiş Üst ve Alt Koro odalarından geçebilirler. Manastırın çan kulesi, mavi, beyaz ve altın seramik karolardan yapılmış bir satranç tahtası ile süslü, Mağribi tarzı kubbesiyle ünlüdür. Manastırın komşusu, 1493’te tamamlanan ve karmaşık karo işçiliği barındıran Santa Clara Kilisesi’ni de görmenizi tavsiye ederiz.

Çiftçi Pazarı

Funchal’da yapılacak en unutulmaz şeylerden biri, bir sabahı renkli ve cıvıl cıvıl bir yer olan çiftçi pazarında geçirmektir. Se’nin doğusunda yer alan adanın en büyük pazarı, stant sahiplerinin büyük bir demet çiçek ve çok sayıda taze meyve ve sebze satan bir Art Deco salonunda kurulmaktadır. Balık ve deniz ürünlerinin bir araya gelmesiyle aynı günde, iki farklı alışveriş yapılabilme imkanı sunar. Hediyelik eşyalar ve tılsımlar (scabbardfish) favori alışverişlerdir. Birinci kat, yerel el sanatları, hasır ve deri işlerinde uzmanlaşmış bağımsız perakende satış noktalarından oluşan bir yerdir. Pazar, cuma ve cumartesi günlerinde, çiftçilerin kendi ürünlerini yetiştirdikleri köylerden getirdikleri ürünler dikkat çekicidir.

Kutsal Sanat Müzesi

Funchal’ın Kutsal Sanat Müzesi, 1600 yılından kalma bir bina olan eski bir piskoposun sarayında görkemli bir konuma sahiptir. Nadir tablo ve heykellerin, ışıklandırılmış kitapların ve altın işlemeli yeleklerin zengin görünümleri, kronolojik olarak iki kat boyunca 15. ve 19. yüzyıllar arasında düzenlenmiştir. Sergiler, Madeira tüccarlarının adanın kârlı şeker ticaretinden elde ettikleri kazançları, geçmiş yaşamlarında kurtuluşlarını güvence altına almak için dinsel sanat çalışmalarına getirdikleri eserleri anlatmaktadır. Sarayın kendisi önemli bir mimari değer taşımaktadır ve müze sessiz ve düşünceli bir aktivite noktasıdır diyebiliriz.

Zona Velha – Old Town

Adından da anlaşıldığı üzere eski semt yerleri, caddeleri, binaları ve bir çok farklı yapısıyla Zona Velha, Funchal’ın ‘Eski Kent’ bölgesidir. Bölgeyi gezdiğiniz sırada Arte Portas Abertas ve Rua Santa Marta dahil olmak üzere, Portekizli ve diğer uluslardan bir çok sanatçı tarafından duvarlara resmedilmiş fresko tarzı grafitiler gözünüze çarpacaktır. Yol kenarlarında ve hayali bir kenti anımsatan bu sanat eserleri, Zona Velha’ya renk katan unsurlardır. Apaçık bir açık hava galerisi mahiyeti taşıyan bu bölge, şehre gelen turistlerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir Birçok farklı ve çarpıcı tasarım, turistlerin bölgeyi boş zamanlarında gezebileceği ve bu sıra dışı kentsel tuvallere hayran kalacağı bir açık hava galerisi oluşturulmuştur.

Monte Palace Tropikal Bahçeleri

Funchal’dan teleferikle kolayca ulaşılabilen, oryantal tarzdaki Monte Palace Tropik Bahçeleri, Funchal’ın koşuşturmasından uzak sakin bir mola imkanı sunmaktadır. Şehrin 600 metre yukarısında yer alan peyzajlı bahçeler, diğer vahşi yaşamın yanı sıra balıkçıl, tavus ve kara kuğuların da yaşam alanıdır. Tombul koi, arazinin Art Deco manzaralı panelleriyle dekore edilmiş kristal berraklığındaki göllerinde yaşamaktadır. Avrupa’da bulunan Zimbabwe heykelinin en kapsamlı koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Monte Palace Müzesi, bu yönüyle de dikkat çekicidir. Başka bir yönden ise, minerallerin ve değerli taşların şaşırtıcı bir görüntüsüne sahiptir.

Faro Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Faro Gezilecek Yerler

Faro, Algarve’nin en büyük şehri ve güney Portekiz’in giriş kapısı niteliğindeki şehirdir. Kıyıda uzanan ve günümüze kadar bir çok değerini korumuş olan Ria Formosa Tabiat Parkı’nın sığ lagünlerine bakan bu tesis, zengin kültürel zenginlik ve çarpıcı bir konum ile kutsanmış bir destinasyondur. Romalılar Ossonoba olarak adlandırdılar ve mirası somut bir şekilde bünyesinde bulundurmuş olan bu şehre çok şey katmıştır. Ama en büyük tarihi eserler 16. ve 17. yüzyıllardan kalmadır ve Eski Kent surları içinde bir araya getirilmiştir. Deniz mirasının gururunu yaşayan Faro, yoğun ve renkli bir liman olarak günümüzde dahi büyük öneme sahiptir. Marinadan, balıkçı tekneleri ve eğlence gemileri, açık denizlere doğru kıvrılan, yoğun bataklıktan ve ıssız adalardan geçen dar kanallara kadar pek çok önemli unsur bir aradadır. Sulak alanlar Avrupa’nın en önemli doğal yaşam alanları arasındadır ve göz kamaştırıcı bir dizi deniz kuşu ve diğer vahşi yaşamı içinde barındırmaktadır.

Eski Şehir – Cidade Velha

Faro’nun kompakt yerlerinin başında gelen Old Town’ını keşfetmek, yapılacak en popüler şeylerden biridir ve Algarve’nin başkentini tanımak için ideal bir yoldur. Roma vakıfları üzerine inşa edilmiş, tozlu ortaçağ duvarlarıyla çevrelenen bölge, ziyaretçilerine, şehrin saygılı ama bazen de çalkantılı geçmişini tanıtan hoş bir tarih rehberi niteliğindedir. Arco da Vila, portikosunun kökeni Moorish olan, 19. yüzyıldan kalma bir giriş kapısı olan büyük bir girişe sahiptir. Portakal ağaçlarının sıralandığı kokulu yaya sokakları, Cidade Velha’yı yürüyerek keşfedecek kadar keyifli kılıyor ve tüm yollar, tıknaz katedralin sahneye çıktığı, Largo da Sé’e gidiyor.

Sé – Katedral

Bir Arap camisinin yerine inşa edilen Faro Katedrali, 13. yüzyılın sonlarında kutsanmıştır (bir nevi, hizmete açılma), ancak birbirini takip eden restorasyonlar, binanın dış cephesine oldukça gelişkin bir görünüm kazandıran Gotik, Rönesans ve Barok özelliklerini eklemiştir. 1596’da İngilizlerin saldırısına uğramasının ardından 1600’lerin ortasına geldiğinde, özellikle içeride oldukça çekici görünen bir yapı haline gelmiştir. İç mekân, azulejos panellerle kaplanmış ışıltılı bir çukur ve yaldızlı ve laklı ahşap oymalar ve kakma mermer ile damlayan süslü bir şapel olan Capela de Nossa Senhora dos Prazeres ile dikkat çekmektedir.

Belediye Müzesi

Bu seçkin ve ödüllü kültür eseri Nossa Senhora da Assunção’nun eski 16. yüzyıl manastırındaki entegrasyonundan yararlanıyor diyebiliriz zira; Tek başına bile güzel bir eser olan Rönesans manastırı keşfedilmeye değer bir yapıdır. Kronolojik olarak bakacak olursak kalıcı koleksiyon tarih öncesi ve Roma, Mağribi ve ortaçağ dönemlerini, artı 18 ve 19. yüzyılları kapsar. Yakınlardaki Milreu’da ortaya çıkarılan Roma eserleri sağlam bir şekilde durmakta ve görülebilmektedir. Ayrıca, müzede Temel Reis’in piposuna benzeyen Arap kandilleri de dikkat çekici eserlerdir.

Ria Formosa Tabiat Parkı

Faro, ince ve bozulmamış Ria Formosa geniş doğa rezervi olan doğal varlıklar ile, adeta kutsanmıştır. Praia de Faro’dan Cacela Velha’ya kadar uzanan 60 kilometrelik sahil şeridini takip eden park, 18.000 hektarlık lagün ve bataklık, tuzlu su, adacık ve kanallarla çevrilidir. Bunlar, açık denizden bir bariyer adaları zinciri tarafından korunmaktadır – aslında buralar, şiddetli rüzgarla oyulmuş kum tepelerinden oluşmaktadır. Bu değerli ve hassas ekosistem korunmaktadır ve Avrupa’nın en önemli sulak alanlarından birini oluşturmaktadır. Birkaç gezi turu günlük olarak Faro’dan hareket eder ve lagün sularını Ilha Deserta’ya (Çölü Ada) kadar turlar.

Kara Tren – Turist Treni

Comboio Turística veya turist treni, turistlerin Faro’yu keşfetmeleri için yeni bir yol sunuyor. Marina’nın önündeki Jardim Manuel Bivar’dan hareket eden kara tren, şehrin en cazip mekanlarını ve ziyaret edilmesi gereken yerleri gezme olanağı sağlıyor. Dairesel güzergahın tamamlanması yaklaşık 45 dakika sürüyor ve Eski Şehir’e giderken yolcular modern şehir Faro’ya ve belediye pazarı gibi yerlere daha sonraki gelişlerinde bir alışveriş çılgınlığı için ideal bir yer olarak bakıyorlar. Rota, etkileyici Carmo ve São Pedro kiliselerini de içerir. Yolculuk aile grupları, yaşlılar ve yürüme problemi yaşayan herkes için mükemmel bir seçenektir ve Algarve’nin bölgesel başkentini hissetmek ve gezmek için hoş bir başlangıçtır.

Carmo Bizim Leydi Kilisesi

Eski Kent’ten uzak olan Faro’nun şehir merkezi 18. yüzyıldan kalma Carmo Kilisesi ile simgelenmiştir. Bu Barok güzelliğinin çarpıcı ve bol freskolu iki katlı cephesi mahalleye hakimdir ve aynı zamanda turistler için bir gezi ödülü, yerliler için bir adanmışlık alanıdır. İçinde yapılacak bir gezinti, Brezilya’dan getirilmiş altın yaprağı ve süslü bir ‘sacrist’ (çan, zangoç denilebilir) ile parıldayan etkileyici bir sunak parçasını görme fırsatı sunar.

Milreu ve Estoi

Faro’nun yaklaşık 10 km uzağı, Algarve’deki en önemli Roma yerlerinden biri olan Milreu’ya ulaşma imkanı sunmaktadır. Portakal bahçeleriyle çevrili bir tepede, MS 1. veya 2. yüzyıldan kalma evrimsel kalıntıları, bir zamanlar merkezi bir avlu etrafında inşa edilmiş büyük bir peristil villa komplekse aittir. Mülk sahibinin, mülkün büyüklüğü ve içinde yer alan birkaç bina göz önüne alındığında, bariz bir zenginlik ve yüksek sosyal statüye de sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Yahudi Mezarlığı

Faro’da yer alan 19. yüzyıldan kalma eşsiz Yahudi Mezarlığı, bu sıradışı ve dokunaklı ziyaret yerinin temelini oluşturuyor. Mezarlık, Portekiz’deki Engizisyon Sonrası Yahudi varlığının geri kalan tek yeridir ve girişe en yakın, merkezdeki kadınlar ve arkadaki erkekler bölümü ile geleneksel Sefarad tarzında düzenlenmiştir. Müdahillerin çoğu, Cebelitarık ve Faslı Yahudiler’den oluşmaktadır. Dikkatlice ve büyük uğraşlar ile yapılmış restorasyon, temizlenmiş ve onarılmış mezar taşlarındaki tarihler 1838 yılına kadar dayanmaktadır ve mezarlık görülmeye değer bir Faro destinasyonudur.

Lethes Tiyatrosu

Tiyatro oyunlarının bir İtalyan gemisinde sahnelendiği Lethes, turistler tarafından büyük ilgi görmektedir. Oyun evi bir zamanlar Cizvit kolejiymiş, ancak 1845’te perde yeni bir konser alanı ve konser salonu olarak rol almıştır. 1860’larda, oditoryum genişletilmiş ve 1901’de daha fazla restorasyon, ferforje balkonlar ve üst kattaki bir galeriyle doldurulan dört katlı kutular dahil edilmiştir. Tiyatronun el işi iç tasarımı, “minyatür La Scala” olarak tanımlanmasına ve zengin, klasik ortamın somut olmasına neden olmuştur. Ancak, finansman eksikliği bir zamanlar sıkça oynanan oyun, konser ve resital programlarının azalmasına ve tiyatronun son zamanlarda sık sık kapalı olmasına neden olmuştur.

Denizcilik Müzesi – Almirante Ramalho Ortigão

Faro Deniz Müzesi, Algarve’nin gururlu denizcilik mirasına uygun bir tarihi eser olarak, günümüzde ziyaret edilmesi gereken bir yer olma özelliği taşımaya devam ediyor. Bu müze, limanın güneybatı köşesine bakan şehrin Liman İdaresi binasına dayanmaktadır ve deniz etnografisinin toplanışı, Portekiz Donanması’nın en seçkin amirallerinden birinin onuruna verilmiştir. Müze, her biri belirli bir temaya ayrılmış üç ayrı galeriden oluşmaktadır. Ölçekli model tekne ve deniz taşıtları ayrıntılarıyla dikkat çekiyorlar ve diğerlerinin yanı sıra 15. yüzyıldan kalma karaveller ve 18. yüzyıldan kalma kalyonlara, modern savaş gemilerine, kargo gemilerine ve balıkçı trollerine de ev sahipliği yapıyor. Eski grafikler, seyir araçları, tekne yapım araçları ve diğer çeşitli denizcilik malzemeleri, görülmeye değer diğer unsurlar.

Faro Adası

Faro Adası, şehrin daima sıcak ve ılıman olduğu önemli bir parçasıdır. Ada, Rio Formosa’nın en batıdaki adası ve araba ile erişilebilen tek yeridir. Tek şeritli köprü, yaz aylarında trafiği durma noktasına kadar yavaşlatabilir. Güneş arayanlar, adanın güney sahilini oluşturan yumuşak beyaz kumun bozulmamış bir yeri olan Praia de Faro’yu ziyaret edebilir. Kristal berraklığında bir denizle çevrili olan bu ada, şehre en yakın plajdır ve çok popüler bir rüzgar sörfü ve uçurtma sörfü destinasyonudur.

Evora Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Evora Gezilecek Yerler

Portekiz’in daima güneş gören kıyılarında, Alentejo eyaletinin tam orta kısmında yer alan şehir Evora, ülkenin en eski ve en büyüleyici şehirlerinden biridir. Romalılar döneminde ön plana çıkan Evora, 500 yıl boyunca Moors tarafından da işgal edilmiş bir yer. Ortaçağ’da Évora, bir eğitim ve sanat merkezi olarak büyümüş ve bir dizi Portekizli kral tarafından himaye edilmiştir. Sayısız kilise ve manastır, eski dönemlerde dindar toplumlara ev sahipliği yapmış Evora’nın gezilmesi gereken en önemli yapılarıdır. Şehirde müzeler de ön plana çıkan eserler arasındadır.

Bu farklı kültürlerin ve dinlerin bir araya gelmesi, farklı mimari tarzların bolluğuyla birleşince, UNESCO, Évora’nın eski kentini bir Dünya Mirası Alanı olarak ilan etmiştir. Elverişli bir şekilde, bu değerli mezarlar ve müzeler, şehir surları içinde bir araya getirilmiştir ve kolayca yürüyerek keşfedilebilir yerlerde konumlanmıştır.

Sé – Katedral

Yıpranmış granit cephesi, 1204’ten beri tüm saldırılara dayanmış ve ağır set yapısı, bir çift asimetrik çan kulesiyle vurgulanan bir kaleye benzetilmektedir. Mimariye göz gezdirenler, Romanesk ile Gotik arasındaki melodiyi fark edecekler, ancak herkes, binanın ana portalının etrafına sarılmış 14. yüzyıldan kalma çarpıcı Havari’lere hayran kalacaktır. İçerde, fısıldamalar bile yüksek ses dalgalarına dönüşebilmekte ve dikka çeken diğer özellikleri arasında yüksek sunağı ve mermerden yapılmış direkleri bulunmaktadır.

Évora Müzesi

Modern ve çocuk dostu Évora Müzesi, şehirde görmeniz gereken bir diğer önemli yapıdır. Bu hoş ve ilgi çekici kültürel ve eğitici yer, geniş, aydınlık ve havadardır ve bir zamanlar piskoposların ve soyluların ikametgahında bulunan bölgesel hazinelerin bir koleksiyonunu sergilemek için mükemmel bir şekilde tasarlanmıştır. Evet, bu 16. yüzyıla kadar uzanan eski bir saray binasıdır ve şehrin tarihi tek bir çatı altında toplanmış denilebilir. Sergilerin üzerinde düşünmek için zaman harcamaya değer. Örneğin, sanat galerisi olağanüstü bir 16. yüzyıl Flaman polipsi, Technicolor’da yürütülen 13 panelin fevkalade detaylı bir resmine sahiptir ve bu tür bir fırça çalışması ciddi bir eser niteliği taşımaktadır.

Roman Tapınağı

Anıtın Roma tanrıçasına adanmış olduğuna dair bir kanıt olmadığı gerçeğine rağmen, şehrin önemli bir turistik cazibesi hâlâ Diana Tapınağı olarak anılır. Bununla birlikte efsaneler de, isimlerde olduğu gibi yanlış bir şekilde anlatılmıştır. Bu, Évora’nın baş döndürücü kalabalığı ve Portekiz’in en önemli Roma yerlerinden biri. MS 2. veya 3. yüzyılda inşa edilmiş olduğuna inanılan Korint başkentleri tarafından geride kalan 14 sütun, granit bir taban üzerinde sağlam durmaktadır ve tapınağın duvarı dikkat çekicidir. Antik yapı iyi bir şekilde aşınmış ve güçlü cephesi altında durduğunuzda, korku duygusu hissetmenize yardımcı olacaktır. Geceleri, tapınak aydınlatılır ve yumuşak, eterli parıltı sadece onun ihtişamına ve gizemine eklenmiş bir unsur olmaktadır.

Roma Hamamları

Bir başka önemli Roma dönemi cazibesi olan Roma Hamamları, 1987 yılında belediye binası Câmara Belediyesi’nin altında bulunmuştur. Tarihi MS 1. yüzyıla kadar dayanan  kalıntılar arasında, kemerli bir tuğla kapı bulunmaktadır – iyi korunmuş bir dairesel buhar banyosu ve 9 metre çapında ‘laconicum’ ile dolu inanılmaz bir batık odaya giriş dikkat çeken unsurlardır. Fırın veya praefurnium (merkezi bir ısıtma sistemi) ve natatio (açık hava yüzme havuzu) yerleri de takdire şayan bölümlerdir. Antik çağ mimarisinin bu olağanüstü örneği, Roma Évora’daki en büyük kamu binasında yer almaktadır ve bugün çalışma saatleri içinde ücretsiz bir şekilde ziyaret edilebilmektedir.

Cadaval Dükleri Sarayı

Bulunduğu arazinin etrafında yer alan kasvetli duvarları, şehirin en ihtişamlı kalesinden geriye kalan parçaları ve yaklaşık olarak 14. Yüzyıla kadar dayanan tarihi ile Cadaval Dükleri Sarayı, Evora’nın görülmeye değer başyapıtlarından birisidir. Saray, geçmişte de olduğu gibi halen özel bir konut olarak kullanılmaktadır ancak sahipleri zikzaklı 16. yy zırh takımları, 15. yy’dan kalma ışıklı el yazmaları  ve çeşitli antika silahları içeren büyüleyici bir dizi koleksiyon sergisine ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, bir çok önemli eserin korunduğu saray yapısı, 17 ve 18. yüzyıllardan kalan heykel ve resimler ile de oldukça tarihi ve dikkat çekici bir özelliğe sahiptir.

Aziz John Evangelist Kilisesi

Aziz John Evangelist kilisesinin mütevazı dış görünüşü, göz kamaştırıcı iç mekanı, São Lourenço’nun hayatından sahneleri tasvir eden muhteşem azulejo (fayans) panellerin tavandan tavana bir yıldız görünümü dikkat çekmeketedir. Dini olmayan türler bile ressam António de Oliveira’nın bu olağanüstü çabasına hayran kalacaklar. Ancak, 15. yüzyıldan kalma kilise, civardaki mezarların kemikleriyle dolu bir tezahüre ev sahipliği yapıyor. Nefe doğru bakarken, binanın tuhaflığına dikkat edebilirsiniz. Burada dikkatlerden kaçmayacak bir sarnıç görebilirsiniz. Kilitliyse bekçiden bu ilginç anomalide kapağı kaldırmasını isteyebilir ve sarnıca göz atabilirsiniz.

São Francisco Kilisesi

Oldukça sıradan ancak görülmeye değer bir yapıya sahip olan Saint Francis Kilisesi, Portekiz’in en görkemli turistik cazibesi Capela dos Ossos’u andırıyor. Gezginlerin en çok dikkatini çeken yer Kemik Şapeli, yerel mezarlıklardan ayrılan 5.000 keşişin iskelet kalıntıları ile kaplıdır. Yüzlerce kafatası ve kırık iskelet 16. yüzyıla ait duvarı kaplamıştır. Tuhaftır, burada bir tanesi zincirle aşağı doğru sarkıtılmış olan iki adet çocuk cesedi de görülmektedir. Ürpertici şöhretine rağmen, şapel, korkunç iç tasarımıyla büyüleceği her yaştan turisti çeken bir yerdir.

Giraldo Meydanı

Évora’nın ünlü meydanı, şehrin en hareketli merkezidir ve yerlilerin turistlerle kaynaştığı en popüler buluşma yeridir. Söylenenlere göre, 1165 yılında Moors’u deviren kişi Geraldo Sem-Pavor (Fearless) ismini alan meydan, canlı bir haftasonu pazarına ev sahipliği yapar, ancak Giraldo’nun çizgisinde yer alan zarif arenatların altında birkaç butik ile kendi başına bir alışveriş merkezi de görülebilmektedir. Yakındaki Rua 5 de Outubro, bakır eşyalardan oyma mantarlara kadar el işi ve eşya satan dükkanlarla doludur. Yaz aylarında, restoranlar sokak boyunca masalar kuruyor ve renkli sandalyeleri ile bir çok kafeterya hizmete giriyor.

Gümüş Su Kemeri

Gümüş Su Kemeri, Portekiz’in en büyük şairi olan Luís de Camões’i 1572 yılında yayınlanan destansı Os Lusìadas’daki görkemli 16. yüzyıl suyolunu betimleyen hayalindeki yapıdır. Bu yapı hala en uzun kemer olarak kabul ediliyor. Dokuz km’lik uzunluğa ve 26 mt’lik yüksekliğe ulaşan kemer, şehir boyunca görülebilmekte ve muhteşem görseller oluşturmaktadır.

Coimbra Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Coimbra Gezilecek Yerler

Portekiz’in merkezindeki Beiras bölgesinde, Lizbon ve Oporto’nun tam ortasında yer alan Coimbra, ihtişamı ile göz kamaştıran Mondego Nehri’nin hemen kıyısında konumlanmıştır. Ülkenin en eski üniversitesi, kiliseleri, manastırlar ve canlı kültürel kurumlardan oluşan harika bir koleksiyon olan Coimbra, birçok dükkana, butiğe ve iştah açıcı kafe ve restoran seçeneklerine sahip yoğun bir ticaret merkezidir. Şehir merkezi Aşağı ve Yukarı Kent olmak üzere ikiye bölünmüştür. Romalılarda Aeminium olarak bilinen Alcaçova tepesindeki Mondego’nun üzerinde yer almaktadır. Burada, ortaçağ manastırları, katedraller ve bazı güzel müzeler eski üniversite etrafında kümelenmiştir ve Portekiz ziyaretinizde mutlaka görmeniz gereken bir şehirdir.

Coimbra Eski Üniversitesi

Şehirle aynı adı taşıyan Coimbra Üniversitesi, Avrupa’nın en eski eğitim veren üniversitelerinden biridir. Kral Dinis tarafından Lizbon’da kurulmuş olan üniversite ilginçtir ki, 1537’de Coimbra’ya taşınarak ortaçağ sarayı olarak kullanılmıştır.17. ve 18 yüzyıllarda kısmi olarak yeniden inşa edilmiş olan yapı Barok ve neo-klasik tarzları yansıtmaktadır ve Coimbra’da yer alan bu kampüs en ünlü turistik mekânların bulunduğu Eski Üniversitedir. Böylesine değerli ve saygın bir kurumu ziyaret etmek için içinde bulunan kitap sayısı ile dikkat çeken Joanine Kütüphanesi’nin çarpıcı görünümü bile yeterli sebep olabilir.5. John, adını taşıyan 18. yüzyıl kütüphanesi, yaldızlı ve egzotik ahşap ve ‘trompe-l’oeil’ dekorasyonunun görkemli bir şöleni niteliğindedir.

Santa Cruz Kilisesi

Manastırın bir parçası olan Santa Cruz Kilisesi’nin dikkat çeken noktası Portekiz’in ilk iki kralı olan Afonso Henriques ve 1. Sancho , 1131’de St. Augustine kanunları tarafından kurulmuştur. Portekiz’in ilk iki kralı ölümleri sonrasında buraya gömülmüşlerdir. Romanesk kilisesi, bölümün tasarımından sorumlu olan Diogo Boitac’a atfedilen Manueline cephesiyle dikkat çekiyor. Aslında Santa Cruz’un formu, 16. yüzyılın en iyi heykeltraşları tarafından kesilmiş, Nicolau Chanterène ve Jean de Rouen gibi, kilisenin Majesteleri Portalını süsleyen oymalar gibi eserlere de sahiptir.

Sé Velha – Eski Katedral

Eski Katedral, sağlam, neredeyse hiç bozulmamış bir görünüm, tamamen yenilenmiş duvarlar, dar pencere yarıkları ve ağır set kaplama gibi özellikleri ile bir kaleye benzemektedir. Aslında bu katedral, Portekiz’deki Romanesk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. 1184 yılında kutsanan 1. Kral Sancho, kısa bir süre sonra, Coimbra ülkenin başkentiyken tahta çıkmıştır. Dış cephenin sombre etkisini azaltan abartı yönleri var: Kilisenin kuzey tarafındaki zarif Rönesans Porta Especiosa en belirgin örnek bu abartılardan biridir. Turistlerin 1498 yılından kalma yaldızlı, geç Gotik  yapılı yüksek sunağı gibi daha gösterişli tasarım imzalarını görmek için katedralin içine girmeleri gerekmektedir.

Sé Nova – Yeni Katedral

Yeni Katedral’in dikkat çeken yanı eski, muhafazakar vb isimleriyle tam bir tezat oluşturuyor diyebiliriz. Bu kilise 1598 yılında Cizvitler tarafından kurulmuş ve 1640 yılında kutsanmıştır. Dış cephesi içi kadar zengin donanımlara sahiptir. 17. yüzyılda büyük ölçüde ayakta kalabilmiş altın telkari yüksek sunak önemli bir özelliktir. 18. yüzyıla ait organlar, insanların, inançlarına göre diğer tarafla iletişime geçmelerini kolaylaştırmış eklemelerdir. Aslında, yeni olanın bir kaç kısmı daha var: sekizgen yazı ve koro tezgahları bir zamanlar Eski Katedral’e ait örneklerdir.

Mondego Nehri Gezi Gemisi

Mondego Nehri üzerinde, bu muhteşem gemi ile yapacağınız bir yolculuk, Coimbra’da yapılacak en rahatlatıcı şeylerden biridir. Şehrin saygılı patine nehri açıkça görülebilir ve bu antik su yolu boyunca usul bir şekilde seyahat eden ziyaretçilere bu büyüleyici hedef hakkında çekici ve tamamen farklı bir bakış açısı kazandırır. Diğer bir seçenek, kruvaziyer ‘’tuk-tuk’’ ile Coimbra turunu birleştirmektir. Bu motorlu, üç tekerlekli kabinli araçlar, şehrin sokaklarında ve kaldırımlarında, konvansiyonel bir aracın giremeyeceği yerlere erişmek için kolaylıklar sağlayan scooter’lar. Bir başka romantik olabilecek aktivite ise, nehir üzerinde gezinen gemi restoranlarında akşam yemeği yemek olabilir.

Machado de Castro Ulusal Müzesi

Ünlü Portekizli heykeltıraş Joaquim Machado de Castro’nun (1731-1822) adını taşıyan Machado de Castro Ulusal Müzesi (MNMC) Portekiz’in önde gelen mimarlarından biri olan Gonçalo Byrne tarafından yeniden tasarlanmış ve ziyarete açılmıştır. Müze içerisinde, Portekiz tarihi ve geçmişteki eserlerin sergilendiği bölümlerde yer alan somut örnekler hakkında bilgi edinebileceğiniz pek çok şey bulabilirsiniz.

Santa Clara Eski Manastırı

Santa Clara Eski Manastırı’nın yıkık, kısmen toprak altında kalmış kalıntıları, 13. yüzyıla kadar dayanan geçmişi ile dikkat çeken unsurlardır. Mondego Nehri’nin güney kıyısında inşa edilen bina, Kral Dinis’in dul eşi Santa Isabel’e ithaf için hizmet vermektedir. Isabel, 1336’da ölümünden önce yeni bir kilisenin inşasını istemiştir. Ancak, yıkıcı bir sel baskını, manastırın temellerine zarar verdikten sonra, Santa Clara’nın bu büyük kültür mirasına engel teşkil etmiştir. Bina en sonunda 1677’de terk edilmiş, kız kardeşler daha yüksek bir yerde yeni bir bina seçmek zorunda kalmışlardır. 1696’da Elizabeth’in kalıntıları, Santa Clara Eski Manastırı adlı yeni adrese taşınmıştır.

Santa Clara Yeni Manastırı

Sel sularına yenik düşmüş ve sonrasında terk esilmek zorunda kalmış olan Santa Clara-a Nova Manastırı 1649 ve 1677 yılları arasında inşa edilmiştir ve eski manastırın yerini almıştır.Artık askeri kışlaların bir parçası olan Monte da Esperança nehrin aynı tarafına daha kuru araziler üzerine inşa edilmiştir. Manastırdaki Barok kilisesinin içinde 17.yüzyıldan kalma gümüş Santa Isabel tapınağını ziyaret etmek mümkündür. Aziz orjinal taş lahit alt koronun içinde boş yer alır. Dikkat çekici olan, 1733’te Carlos Mardel tarafından ortaya konan büyük çırçırlardır. Küçük bir askeri müzenin yanı sıra, odaların geri kalanı kamuoyuna sınırsızdır.

Almedina Kemeri – Kule

Almedina Kemeri, Coimbra’nın Mağribi şehir duvarlarının bir kalıntısı ve eski şehre açılan orijinal geçidin bir parçasıdır. Kemerle birbirine düğümlenmiş bir çift taretten oluşan yapının en eski kısmı 9.yüzyıla dayanmaktadır. 12. yüzyılda, Rönesans pencereleri ile kemer arkasının üzerine inşa edilmiş olan kulesini kapsayacak şekilde büyük ölçüde değiştirilmiş ve restore edilmiştir. Bugün, kule bir zamanlar Coimbra’yı çevreleyen savunma duvarlarının tarihini anlatan Walled City gösteri merkezinin ana binasını da barındırıyor. Ek olarak, geçici sergiler ve ilgili temalar hakkında görüşmeler için alan sağlayan yerleri de görebilmektesiniz.

Jardim Botanik Bahçesi

Kentin botanik bahçeleri Portekiz’de en geniş olanıdır. Coimbra’nın doğal tarih fakültesiyle bütünleşmiş, 1781 yılında üniversitenin reformu sırasında Marquês de Pombal tarafından yaptırılmıştır. Nehrin yakınındaki vadinin üst kısımlarının üzerinde yer alan peyzaj, yemyeşil 20 hektarlık bir araziden oluşmaktadır. São Sebastião’nun 16. yüzyıldan kalma su kemeri, dikkat çeken bir diğer önemli yapıdır. Flora’nın coşkulu ve egzotik koleksiyonu, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 1.200 bitki ve ağaçtan oluşuyor. Alt tropikal bitki ve çiçek türlerini yetiştirmek için, 1856 yılından kalma birkaç sera kullanılmaktadır. Bahçelerde birkaç gölet ve merkezi bir çeşme vardır ve yoğun bitki örtüsü, 19. yüzyıldan kalma küçük Capela de São Bento arasında gizlenmiş gibidir.

Braga Gezilecek Yerler Nelerdir

0

Braga Gezilecek Yerler

Portekiz’in dini yapılarının yoğun olduğu en önemli şehirlerinden biri Braga’dır. Ülkenin en eski ve en büyük şehirlerinden biri olan Braga, Kuzey Minho bölgesinde bulunur. Şehir, Bracari Keltleri tarafından kurulmuştur ve Bracara Agusta adında Roma dönemlerinin de önemli bir şehridir. Günümüzde de ülkenin dini merkezi olmaya devam eden Braga, 12.yüzyılda Portekiz’in başpiskoposlarının merkezi olmuştur. “Portekiz’in Roma’sı” olarak anılan Braga, Kiliseler, şapeller, müzeler ve görülmeye değer diğer önemli eserleri ile Portekiz ziyaretinizde uğramadan geçmemeniz gereken yerler arasındadır.

Eski Piskoposluk Sarayı

Braga’nın simgesel yapılarından biri olan eski başpiskoposun sarayı Sé’nin yakınında yer alıyor. 17. yüzyıldan kalma Peyzajlı bir bahçenin ön cephesi – Jardim de Santa Bárbara – Tarihi 14.yüzyıla dayanan saray, 17. ve 18. yüzyıllarda eklemeler yapılarak genişletilmiştir. Binalar artık üniversite ofislerine ve 300.000’den fazla cilt ve 10.000’den fazla değerli el yazmasının depolandığı belediye kütüphanesi ve arşivlerine ev sahipliği yapıyor. Saray halka açık değildir, ancak turistler ana girişe doğru gözetleme yaparak merdivenleri kaplayan görkemli azulejo çinilerini görebilmektedirler.

Sé – Katedral

Eski bir Romanesk kilisesinin yerine inşa edilen Sé Katedralinin yapım tarihi 1070 yılına kadar dayanmaktadır. Ancak yapının tamamlanması bir sonraki yüzyıla sarkmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda büyük ölçüde büyülenmiş olan binanın oldukça gelişmekte olan mimari tarzı, katedralin geçirdiği birçok değişikliği yansıtmaktadır. Eklemeleri, süslü Manueline kuleleri ve zarif bir 15. yüzyıl şatosu (sundurma) – bir gezi vurgusuyla örneklendirilmiştir.

Kutsal Sanat Müzesi

Süslü bir yapı olarak dikkat çeken Kutsal Sanat Müzesi, katedralin hazinesinde ve  birçok zengin dini sanat eserleri koleksiyonunu içinde barındıran tarihi yapıdır. 17. ve 18. Yüzyıla ait azulejo çinileri,eski heykeller, telkari oymalar ile görülmeye değer kalıcı sergiler de bulunmaktadır. Görülmeye değer pek çok eserin bulunduğu yere  nave’nin (binanın orta kısmı) kuzey tarafındaki bir çıkıntı ile ulaşılır.

Bom Jesus do Monte

Portekiz’in en etkileyici kutsal yapısı olan Bom Jesus do Monte, Monte Espinho’nun batı yamaçlarını kaplayan yemyeşil bir parkta Braga’nın altı kilometre doğusunda yer almakta ve Portekiz’in en ilgi çekici ziyaret merkezlerinden biri olmaya devam etmektedir. Giriş portikosunu, Bom Jesus ile birleştiren, olağanüstü bir 18. yüzyıldan kalma, granitden inşa edilmiş ve 14 Haç İstasyonunu gösteren bir dizi şapelin birbirine bağlandığı anıtsal bir merdiven olan Eskadaria da görülmeye değerdir. Duvarlara yerleştirilmiş çeşmeleri ve İncil figürlerinin heykelleri merdivenin orta kesitini süslerken, Üç Ermeniler’in çok sayıda fotoğraflı alegorik unsurları, zikzaklı ve beyaz badanalı duvarlarla vurgulmıştır.

Biskainhos Müzesi

Bu ilgi çekici yapı, 18. yüzyıldan kalma bir asilzade malikanesinin güzel bir örneği olan Palácio dos Biscainhos’ta yer almaktadır. Müzenin resmi adı Museu Etnográfico e Artístico (Etnografya ve Sanat Müzesi) olup, Roma eserleri, 17.-19. yüzyıla ait yabancı ve Portekiz mobilyaları, çömlekler ve diğer yerli eserler bulunmaktadır. Saray binasının kendisi bile ziyaret etmek için yeterli bir sebep. Aristokratik Barok mirası, yapıya rafine bir karakter kazandıran polikrom, kestane panelli tavanlar ve cilalı azulejo karoları ile hala belirgindir.

Dom Diogo de Sousa Arkeoloji Müzesi

Müzeler ve Koruma Enstitüsü’ne dahil edilen Dom Diego de Sousa 1918 yılında kurulan Dom Diogo de Sousa Arkeoloji Müzesi, bölgesel arkeolojik araştırmaları desteklemek için görünür bir şekilde oluşturulmuş ve Kültür Bakanlığı’nın himayesinde Müzeler ve Koruma Enstitüsü’ne dahil edilmiştir. Bina, Braga’nın ilk günlerini sergileyen özenle tasarlanmış bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Eserler sergilenmek için sadece dört odaya ayrılmış olarak, kalıcı koleksiyon kapsamında mütevazı ama Paleolitik dönemi, Roma egemenliği günlerini ve Suevi-Visigoth (5.-7. Yüzyıllar) tarafından yönetilen zamanlara kadar olan eserler gibi pek çok dikkat çekici unsuru bünyesinde barındırmaktadır. Müzenin halka açık alanları  oditoryum, geçici sergi alanı, kafe ve hediyelik eşya dükkanına ve çekici bir bahçeden oluşmaktadır.

Papa 12. Pio Müzesi

Çok farklı bir konsepte sahip Papa 12. Pio Müzesi’ni keşfetmek, Braga’da yapılacak en ilginç şeylerden biridir. Müze çeşitli seviyelerde çalışıyor. Arkeolojik sergilerin toplanması, ziyaretçiyi uzaktaki Paleolitik döneme ait eserler ile şehrin şanlı geçmişine götürmektedir. Muhtemelen, en ilginç eserler ortaçağ döneminden kalma takı, seramik, heykel ve tekstiller sergisi denilebilir. Müzenin, Portekiz’in en saygın portre ressamlarından biri olan 20. yüzyıl ressamı Henrique Medina de Barros tarafından da bir resim portföyüne ev sahipliği yaptığını belirtmekte fayda var.

İdol Çeşmesi

Şehrin tam ortasında yer alan Idol Çeşmesi, MÖ 1. yüzyıldan kalma sıradışı bir Roma dönemi anıtıdır. Zamanında, topluluğun çoğu tarafından temel bir ihtiyaç olan su kaynağı olarak kullanılan çeşme, başlangıçta Arcobriga şehir devleti döneminde yaşayan bir göçmen olan Celico Fronto tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin oluşturulduğu granit mostralarına oyulmuş bir yazıt dikkat çekmektedir. Bunun yanında, arkeologların aynı adamı temsil ettiğine inanılan bir togada süslenmiş bir heykel figürünün var olduğu da kanıtlanmış ve ziyarete açık bir müzede sergilenmektedir.

Paskalya Haftası – Sé

Braga’nın Kutsal Hafta şenlikleri, Portekiz’deki en özgün ve dindar etkinlikler olarak kabul edilir ve kentteki en önemli turist çeken unsurları barındırır. Paskalya’da her yıl düzenlenen hafta içi bir dizi sokak gezintisi cumartesinden pazara kadar devam etmektedir. Perşembe günü düzenlenen dramatik ve sessiz Perce Homo torchlit geçit töreninde, Mesih’in Tutkusu konsepti kapalı hapishanelerde dahi kutlanılır. Sé (katedral), yarışmalarda önemli bir rol oynar, geçitleri ve diğer bir çok etkinliği içerisinde barındırır.

São Frutuoso de Montélios Şapeli

Braga şehir merkezinin üç kilometre kuzeybatısındaki São Jerónimo Real’in banliyösünde yer alan São Frutuoso de Montélios Şapeli, Portekiz’in en eski ve ayakta kalan Hıristiyan binalarından biridir. Aslen 7. yüzyılda inşa edilmiş, Moors tarafından yıkılmış ve 10. yüzyılda yeniden inşa edilmiştir. Şapel, ülkede Romanesk öncesi mimarinin kalan birkaç örneğinden biridir; Yapının kısımları Bizans etkilerini göstermektedir – Portekiz’de alışılmadık bir özellik olarak bu vasıfı dikkat çekicidir. Aslında, ince oyulmuş bir minbere sahip olan basit iç mekan, Visigoth ve Lombard inşaat teknikleri dahil olmak üzere bir dizi stili yansıtmaktadır ve daha nitelikli bir hal almıştır.