Salzburg’da Gezilecek Noktalar Nelerdir?

Avusturya’nın Salzburg eyaletinin başkenti ve ülkenin kuzeybatı tarafındaki en büyük şehir olan Salzburg, muhteşem manzaralara sahip lokasyonu ve ilginç mimari yapılarıyla dikkat çeken bir yerleşim yeridir. Salzach Nehri, kenti ortadan ikiye ayırırken, 1,853 metre yüksekliğe sahip Untersberg dağı da, şehre pitoresk bir hava katmaktadır. Salzburg’un eski kent bölgesi oldukça dikkat çekici iken, aynı zamanda Neutor ve Neugebaude ilçelerinin arasında kalan geniş meydanlı yerleşim yerleri, keşfederken hayran kalacağınız ortaçağ sokakları ve kompakt bir yapıya sahip mahalleleri de görülmeye değerdir.

Dünyaca ünlü bir müzisyen olan Wolfgang Amadues Mozart’ın doğduğu şehir olması ile oldukça popüler bir yer kabul edilen Salzburg, yıl boyunca Mozart’ın müziklerinden oluşan temalarıyla bir çok festivale, günlük ve haftalık olarak opera konserlerine ve Mozart’ın aile evi müzesinde gösterilen eserlere ev sahipliği yapmaktadır. En önemli turistik noktalar sadece Salzburg’un zengin tarihini deneyimleceğiniz bölgelerden oluşmuyor. Aynı zamanda hemen hemen her köşede sayısız büyüleyici anlayış ve şaşırtıcı kültür cazibeleri de yer almaktadır.

Hohensalzburg Kalesi, Mozart müzeleri, Getreidegasse ve Hellbrunn Sarayı, Salzburg’un en popüler yerleri arasındadır. Gerçekleştireceğiniz bir ziyaret ile tüm bu alanlar, bölgeler, tarihi ve turistik eserler ile UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu şehir için ideal bir genel bakış sağlayabilirsiniz.

Gezilecek Yerler

Altstadt Salzburg (Eski Şehir)

Wikimedia

İçerisinde barındırdığı binaların çoğunun 15. ve 18. yüzyıl arasında inşa edilmiş olduğu, Durchhäuser olarak bilinen eski ticaret merkezlerinin yer aldığı ve günümüzde yoğun bir nüfusun ikamet ettiği Altstadt bölgesi, Universitätsplatz mahallesinden başlamakta ve Getreidegasse bölgesine kadar devam etmektedir.

Bölge içerisinde eski Belediye Binası (Rathaus), sayısız sanat galerisi, butikler, atölye ve kafeler, ferforje dükkanlar ve yürüyüş yapabileceğiniz geniş sokaklar bulunmaktadır. Ayrıca, 13. yüzyılda kurulmuş Eski Pazar (Alter Markt) içerisinde, 1583 yılından günümüze kadar gelebilmiş Hofapotheke (eczane) ve meydanın ortasında spiral bir ızgaraya sahip olan, sekizgen havzası ile 17. yüzyıl mimarisini yansıtan Aziz Florian Çeşmesi de görülmeye değer yerler arasındadır.

1305 yılına dayanan tarihi ile Chiemseeof, dar sokaklar, 1806 yılında inşa edilmiş ve Prens Piskoposunun oturduğu yer olan Judengasse de, kemerli bir girişe sahip avlusu ve armalarla dekore edilmiş yapısı ile dikkat çekicidir.

Hohensalzburg Kalesi

Ken Wewerka

Kale, bulunduğu konum itibari ile Salzbur şehrinin muazzam manzaralarını görebileceğiniz bir yerde  ve Mönchsber dağının güneydoğu zirvesinde yer almaktadır. Günümüzde görülen kalenin çoğu parçası 1500’lü yıllardan kalmaktadır ancak orjinal yapım tarihi 1077 yılına dayanmaktadır. Kaleye çıkmak için Esk Şehir bölgesinin merkezinde yer alan Festungsgasse mahallesindeki finüküler demiryolu hizmetini kullanabilir ve 20 dakikalık yolculuğunuz esnasında güzel manzaralara şahit olabilirsiniz.

Kaleye girmek için ise, tarihi 17. yüzyıla kadar dayanan ve bir zamanlar inşaat için gerekli malzemeleri taşıyan tarihi asansör Reisszug’u kullanmanız gerekecektir. Giriş kısmındaki etkileyici bir diğer ayrıntı ise kemerli savunma geçitleridir. 1502 yılında kalma ve küçük bir kilise olan Aziz George ve kalenin en ünlü yeri Salzburger Stier avlusu ise, kalenin görülmeye değer yerleri arasındadır. Göze çarpan kale kalıntıları arasında Geç Gotik dekorları, mermer kapıları bulunan Altın Oda bölümü, ince detaylarla boyanmış Prenses Odaları ve kırmızı mermer sütunlardan oluşan Altın Salon bölümleri yer almaktadır.

Bir zamanlar işkence odası olarak görev yapmış ve günümüzde eski silahların ve daha pek çok tarihi eserin sergilendiği Kale Müzesi ve Salzburg’un yönetiminde görev almış alaydan kalma eserlerin yer aldığı Rainer Alay Müzesi de, kalenin yakınlarında yer alan ve görülmeye değer binalar arasındadır.

Aziz Petrus Manastırı

Andrei Zdetovetchi

MS 690 yılında Aziz Rupert tarafından kurulmuş olan ve Salzburg’un Kapitelplatz bölgesinde yer alan Aziz Petrus Manastırı, 1110 yılına kadar başpiskoposlar tarafından ikametgah olarak kullanılmış bir yapıdır. Daha sonrasında, 18. yüzyılda eklenen süslemeler ve özellikle dikkat çeken soğan şeklindeki kulesi, Avrupa’da yapılmış ve türünün ilk örneği olan bölümler olarak göze çarpmaktadır.

Kilisenin üç cephesini kapsayan ve 17. yüzyılda hayatını kaybetmiş ailelerin mezarları ile çevrilmiş Aziz Petrus Kilisesi de ilgi çekici yerlerden biridir. Manastırdan güneye doğru ilerlediğinizde ise, Erken Hristiyanlık dönemindeki cemaatler tarafından kullanılmış ve katı kayanın oyularak yapılmış olduğu Aziz Maksimus Şapeli’ne varabilirsiniz.

Şapelin içerisinde devasa bir avlu, ünlü bir besteci olan Joseph Haydn’ın kardeşi Johann Michael Haydn’ın eserlerini betimleyen ve hayatını anlatan bir anıt, ve 1673 yılında inşa edilmiş olan Aziz Petrus Çeşmesi yer almaktadır. MS 714 yılında kurulan ve Salzburg’taki önemli simgesel yapılarından biri olan Nonnberg Manastırı da, görülmeye değer eserlerdendir.

Salzburg Katedrali

A. Wee

Ünlü bir İtalyan mimarisi bulunan ve iki katlı bir yapı olan katedral, 79 metre uzunluğa sahip kuleleriyle göze çarpmaktadır. 1657 yılında tamamlanan yapı, Mozart’ın vaftiz edildiği yer olması ile de oldukça popüler bir yer haline gelmiştir. Domplatz’a bakan ve binanın batı cephesinde yer alan dört adet devasa mermer heykel, diğer önemli ayrıntılar arasında yer almaktadır. Katedralin dış cephesinde Peter, Paul, eyalet koruyucusu Virgil ve Aziz Rupert’i temsil ve tasvir eden ince detaylar bulunmaktadır.

1628 yılında yapılmış olan ve Kıyamet Günü’nü barındıran yüksek bir sunak ve ana binanın üzerinde yer alan freskoların yanı sıra inanç, sevgi ve umudun sembolleri olarak kabul edilen 3 bronz kapıya sahip olan katedral, Salzburg’daki en ince detaylı mimari eserler arasında yer almaktadır. Katedralin mahzen bölümde yer alan mezarların tonozları ve diğer türdeki eserler de oldukça çarpıcıdır. Litolojik objelere ve Salzburg arkeologları tarafından bulunan nesneler ile birlikte 8. yüzyılda inşa edilmiş Aziz George Rupertesi’ne ev sahipliği yapan bina, ayrıca Gotik heykelleri, hazine bölümü ve muazzam detaylara sahip tabloları ile de görülmeye değerdir.

Residenzplatz

Wikimedia

İstanbul’daki Eminönü İskelesi ne ise, Salzburg’daki Residenzplatz da odur denilebilir. Salzach Nehri’nin sol kıyısında ve Alstadt, Eski Kent bölgesinin tam ortasında yer alan ve şehirdeki en kalabalık meydanlardan biri olan Residentplatz, Salzburg’a gelen turistler için çok popüler bir gezi noktasıdır. Şehrin adeta kalbi mahiyetindeki meydan, çevresinde yer alan turistik mekanlara göz atmak için oldukça uygun bir başlangıç noktası gibidir.

Meydanın ortasında ise 1661 yılında İtalyan bir mimar tarafından tasarlanmış bir mermer şaheser yer alırken, aynı zamanda Avusturya sınırları içerisindeki en büyük ve Barok mimarisinin en iyi örneklerinden biri olan Residenzbrunnen Çeşmesi yer almaktadır. Devasa at heykellerine ve 15 metre yüksekliğindeki yunus balığı figürlerine sahip olan, aynı zamanda tanrı Atlas’ın temsili bir heykelini barındıran Triton yapısı da dikkat çekici unsurlardandır.

Meydanın hemen yanından içeriye girebildiğiniz bitişik sokaklarda teraslı kafeler de dinlenebilir ve aynı zamanda butik dükkanlardan alışveriş de yapabilirsiniz. Salzburg Katedraline çıkan sokaktan geçebilir ve Noel Pazarı gibi pek çok geleneksel yapılanmaya da uğrayabilirsiniz. Ayrıca bu meydan, Avusturya’daki bir çok resmi tatilin, konserlerin, kutlamaların ve etkinliklerin yapıldığı alan olarak dikkat çekmektedir.

Salzburg Residenz ve Residenzgalerie

Wikimedia

Bir zamanlar güçlü bir hükümdar olan Prens Bishops’un eski ikametgahı olarak kullanılan, Residenplatz bölgesinin batı tarafında yer alan ve meydanla aynı adı taşıyan Salzburg Sanat Müzesi, 1596-1619 yılları arasında inşa edilmiştir. Etrafındaki 3 avlu ise, 1710 yılında geniş bir mermer sütunları ağının eklenmesiyle daha da ilgi çekici hale getirilmiştir.

Geç Barok ve Erken Neo-Klasik mimari tarzında inşa edilmiş olan saray, zarif duvar ve tavan resimleri ve zengin sıca süslemeleriyle detaylı bir şekilde dekore edilmiştir. Sarayın şömineleri de, görülmeye değer tarihi eserler arasındadır. İç kısmında yer alan Savaşçılar Holü (Rittersaal), Konferans Salonu (Konferenzsaal) ve Flaman halılarıyla ve Paris’ten getirilmiş özel üretim mobilyalar ile süslenmiş Seyirci Salonu (Audienzsaal) görülmeye değer bölümlerdir. Ayırca, 18. yüzyılda üretilmiş ipek halıları ve Louis tarzında yapılmış muazzam sıva süslemelerinin bulunduğu Beyaz Salon (Weisse Saal) ile Habsburg hanedanlığı krallarıyla Roma imparatorlarının portrelerinin yer aldığı İmparatorluk Salonu (Kaisersaal)’da ilgi çekici yapılardır.

Görmenizi önerdiğimiz diğer bir bölüm ise, 16. ve 19. yüzyıllar arasında yaşamış ve Avrupa’nın en ünlü ressamları olan Rembrandt, Brueghel ve Rubens dahil pek çok sanatçının eserlerini ve resimlerini gösterildiği Sanat Galerisi’dir.

Hellbrunn Sarayı ve Çeşmeler

Jeffrey Martin

1613 yılında kendi zevki için, Salzburg Prensi ve Başpiskoposu Markus Sittikus tarafından inşa ettirilen Hellbrun Sarayı, devasa bir boyuta sahiptir. İçinde bir de kilisenin bulunduğu yapı, Avusturya devletinin zenginliğini ve yönetimindekilerin ne kadar güçlü kişiler olduğunu gösterir nitelikler taşımaktadır. Saraya gelen misafirleri için büyük sürprizler hazırlamak isteyen Markus Sittikus, kaldırım kenarında bulunan bir heykelin aniden bir çeşmeye dönüşebildiği, diğer bir çok çeşmenin bulunduğu bahçedeki bankların aniden ortaya çıktığı bir tasarım oluşturmuştur.

Eğlence arayanlar ve özellikle çocuklar için oldukça elverişli alanlara sahip olan sarayda gezerken, telefon veya diğer elektronik cihazlarınızı kapatmanızı gerektiren sürprizlerle doludur. Aynı zamanda, sarayın bahçesinde Aralık ayında bir Noel Pazarı kurulu ve buraya giriş, bir halk müzesi olarak bilinen Hellburnn sarayına girerken aldığınız biletin fiyatına dahil edilmektedir. Sarayın bahçesi, The Sound of Music filminin bazı sahnelerine de konu olmuştur.

Mirabell Sarayı ve Bahçeleri

Domonkos Szlávi

Hellbrunn Sarayı’nda olduğu gibi, The Sound Of Music filmindeki bir çok sahnede görülebilen bahçelere ve çok sayıda mermer heykel, teras bölümü ve çeşmeye sahip olan yapı, 1690 yılında inşa edilmiştir ve Barok mimarisinin en değerli yapılarından biri olarak kabul edilmektedir. 1721-27 yılları arasında Barok mimarisine uygun şekilde restore edilen ve tamamen yenilenen saray, 1818 yılında yaşanan bir yangın sonrasında Neoklasik tarzda eklenen tasarımlar ile günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur.

Ziyaretinizde gözünüzden kaçmayacak detaylar ve özellikler arasında, 18. yüzyılda inşa edilmiş muhteşem devasa bir merdiven ve Georg tarafından dizayn edilmiş bir dizi heykel bulunmaktadır. Diğer ilginç özellikler arasında, mermer konser alanları (hala konserler ve fonksiyonlar için kullanılıyor) ve bahçedeki seranın bir parçası olup orta kısımda yer alan (Gärtnergebäude) 17. ve 18. yüzyılların Avrupa sanatını sergileyen Schloss Mirabell Barok Müzesi yer alıyor. 18. yüzyılda büyük bir kuş kafesi mahiyetine sahip bölüm, artık sergiler için kullanılıyor ve bahçelerin güneybatı köşesinde küçük bir açık hava tiyatrosu yer alıyor.

Fransisken Kilisesi

jan dudas

1635 tarihine kadar Salzburg kentindeki en eski ve önemli kilise olarak kabul edilmiş olan ve günümüzde Aziz Petrus Kilisesi’nin kuzey tarafında yer alan yapı, 13. yüzyıla ait bir Romanesk mimariye, 1498 yılında inşa edilmiş koro bölümüne ve 15. yüzyılın başlarından kalma bir büyüleyici kule tavanına sahiptir.

1606 yılında eklenen ve Barok mimari tarzında inşa edilmiş olan şapelinin hemen önünde yer alan yüksek sunağı da, kilisenin merak uyandıran detayları arasındadır. Eski katedralden kalma ve 1561 tarihli bir kanatlı mermer sunak olan bu parça, dikkat çekici bir görünüme sahiptir. Kilisenin hemen karşısında yer alan ve günümüzde halen çalışan Fransisken Manastırı’na da uğramayı ihmat etmemelisiniz.

Mozart’ın Doğum Yeri

KE1TH

Dünyaca ünlü müzisyen ve besteci Mozart, 27 Ocak 1756 tarihinde, Salzburg’da doğmuştur ve bu ev bir zamanlar ailesinin de yaşadığı odalarda Mozart’ın kemanından portrelerine, bestelerinin orjinal hallerinden çok sayıda ilginç nesnenin yer aldığı binadır.

Aile üyelerinin hayatlarını ve giydikleri elbiselerin yer aldığı sergilerin yanı sıra, Mozart’ın ünlü opera eserleri, set tasarımları, alıntılar ve modeller de bulunmaktadır. Klasik müziğe merakınız var ise ve modern dünyada dahi ilgi duyulan bir kişi olan Wolfgan Amadeus Mozart’ın eserlerini daha yakından görmek istiyorsanız, bu ziyaret noktası tam size göre bir yer.

Festival ve Tiyatro Binaları

Salzburg

Salzburg, tiyatro ve konser salonları ile dolup taşan ve bu tür konulardaki etkinliklere büyük katılımların sağlandığı bir şehirdir. Festivallerin ve diğer etkinliklerin yapıldığı bir çok bina, tarihi eser niteliğindedir ve iç ve dış mimari yapılarında yer alan freskoları, kabartma süslemeleri ve ünlü dekorasyoncular tarafından eklenmiş eklenti bölümleri ile dikkat çekmektedir.

17. yüzyıldan kalma fresklerin yer aldığı ve günümüzde sergilere, fuarlara ve daha pek çok etkinliğe ev sahipliği yapan Karl-Böhm Hall gibi binalar, Salzburg’a gelen turistler ve şehrin yerli halkı tarafından ilgi gören yapılar arasındadır. Maronette Tiyatorusu, Haus für Mozart ve Festspielhaus gibi yapılarda oldukça dikkat çekici özellikler taşıyan popüler binalar arasında yer alır. Salzburg Kültür Günleri, Mozart Haftası ve daha bir çok ünlü etkinlik, bu binalarda düzenlenir ve her yıl binlerce kişi katılmaktadır.

Neugebäude – Yeni Bina

european backdoors

Salzburg’un sanat galerisinin hemen karşısında yer alan ve 1602 yılında inşa edilen yapı, başpiskoposu ziyarete gelenlerin ağırlandığı ve 1670 yılında Yeni Bina olarak restore edilerek genişletilen önemli bir ziyaret noktasıdır. Günümüzde eyaletin hükümet ofislerinin ve Salzburg Müzesi’nin yer aldığı binanın en dikkat çekici yanı, sahip olduğu havzadır. Bu bölümde toplamda 35 çan yer almaktadır ve 1702 yılında inşa edilmişlerdir. Gün içerisinde saatler sabah 7, 11 ve akşam üzeri 18’i gösterdiğinde, Mozart’ın melodileri çalınır.

Binanın yan komşusu konumunda yer alan Hohensalzburg Sarayı’ndaki ünlü organ Salzburg Bull’u da görmek isteyebilirsiniz. Binadan çıktıktan sonra, Mozart Anıtı’nın yer aldığı Mozartplatz meydanına ve 18. yüzyılda Residenzplatz’da inşa edilmiş ve muazzam bir yapı olan Aziz Michael Kilisesi’ne uğramayı unutmamalısınız.

Aziz Sebastian Kilisesi ve Mezarlığı

David Millican

Salzburg şehrinin diğer yerlerine göre daha modern bir bölgesinde yer alan ve Salzach Nehri’nin sağ tarafında kalan Aziz Sebastian Kilisesi, ilk olarak 1553 yılında inşa edilen ve daha sonrasında, tam 200 senenin ardından, Rokoko mimari tarzına uygun olarak yeninden yaptırılmıştır. Kilisenin hemen yanıbaşında yer alan ve 1595 yılında eklenmiş olan mezarlık ise mimarinin en dikkat çekici yanlarından biridir. Mezarlığa ulaşmak için kiliseden aşağı inen bir merdiven yer almaktadır.

Mezarlığın tam ortasında yer alan ve 1603 yılında tamamlanan Aziz Gabriel Şapeli, süslü seramik dekorasyonları ve Başpiskopos Wolf Dietrich’in türbesi bulunan bir diğer yapıdır. Kilisenin batı tarafında Paris Lodron Caddesi’ne giden bir geçit bulunurken Loreto Manastırı, Mozart’ın babası Leopold’un mezarı gibi unsurlar da gözünüze çarpacak önemli yerlerdir.

Hallein ve Kelt Müzesi

Wikipedia

Salzach Nehri’nin yakınında bulunması ve eski bir Kelt şehri olmasıyla ünlü olan Hallein, pitoresk dar caddeleri, heykelleri, tarihi mekanları, geçit yolları ve daha pek çok ayrıntısı ile ilgi çekicidir. Salzburg’a yakın yerler arasında ziyaret etmenizi önerdiğimiz bir yerleşim yeridir. Kent, tipik Salzach tarzında inşa edilmiş bir çok bina ve eve sahiptir. Bir çok kişinin bildiği Silent Night adlı eserin bestecisi olan organist Franz Xaver Gruber’in doğduğu yer olan Hallein, bu yönü ile de dikkat çekicidir.

Kentte görülmeye değer bir diğer önemli yer ise, tüm Avrupa’daki Kelt sanatının en kapsamlı ve en büyük müzeleri arasında yer alan Kelt Müzesi’dir. Yerel dilde Kelten Müzesi olarak bilinen bu yapıda 17. yüzyıldan kalma bir yetimhane, bir çiftlik binası, Kelt döneminde yaşayanların mezarlarının bulunduğu bir oda ve kullandıkları araç-gereçler yer almaktadır. Ayrıca, MÖ 800-15 yıllarına denk gelen Demir Çağı döneminden kalma buluntuların yanı sıra, şehir loncalarının tarihi ve yerel gelenekler hakkında bilgiler veren sergiler de görülmeye değer ayrıntılardandır.

İlginizi Çekebilecek Yazılar

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here