İskenderiye’de Gezilecek Noktalar Nelerdir?

Dünya’nın 7 harikasından biri olan Pharos Deniz Feneri’ne ve görülmeye değer binlerce eser barındırıp UNESCO tarafından bir kültür mirası olarak koruma altına alınan Büyük Kütüphane gibi eşsiz gezi noktalarının yer aldığı ve MÖ 332 yılında kurucusu Büyük İskender döneminden bu yana önemli bir liman, ticaret, turizm ve sanayi kenti olmayı başarmış olan İskenderiye, göz kamaştırıcı Akdeniz manzaraları ile de oldukça popüler bir noktadır.

1950’li yıllara kadar modernlik açısından gelişme gösteremeyen şehir, son 60 yıl içerisinde büyük bir yol katetmiş ve şairler, yazarlar, tarihçiler ve sanatçılar ile ışıldayan bir yıldız kentine dönmüştür. Kahire’den sonra en büyük Mısır şehri olan İskenderiye, aynı zamanda 5,5 milyonluk nüfusu ile Akdeniz kıyısındaki en büyük yerleim yeridir.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında büyük bir öneme sahip olan kentte, hüküm sürdüğümüz zamanlardan kalma tarihi eserler de bulunmaktadır. Yaz aylarında oluşan sıcak havalar sayesinde binlerce turistin akın ettiği İskenderiye, kesinlikle kaçırılmaması gereken bir destinasyondur.

Gezilecek Yerler

İskenderiye Kütüphanesi

Wikimedia

Çağdaş ve modern anlayışın yanı sıra, antik dönemlere de ait bir çok eserin yer aldığı ve adeta bir kültür buluşma merkezi haline gelen kütüphane, UNESCO tarafından koruma altına alınmış bir cazibe noktasıdır. Kentin kalbindeki konumu ve içerisinde barındırdığı eşsiz Antik Mısır dönemi eserleri ile kesinlikle görülmeye değer bir yer olmasının yanında, hemen yanında bulunan İskenderiye Limanı ve Korniş gibi destinasyonları ile de oldukça önemlidir.

Devasa kütüphane içerisinde yaklaşık 900,000 el yazması kitap yer alır. Toplam eseer sayısı ise yaklaşık olarak 8 milyon civarındadır. Bibliotheca Alexandrina, müzenin tarihte geçen ilk ismidir. Yeniden kurulan yapısı, adeta kocaman bir güneş paneli gibidir. Grek-Roma dönemine ait antik eserler de bulunan kütüphane, değişken sanat sergileri, kalıcı olarak gösterimde tutulan Mısır halk sanatı koleksiyonu ve daha çok çocuklara yönelik hazırlanmış Planetaryum ve Bilim Müzesi gibi bölümlere de sahiptir.

Yeryüzünde yer alan en büyük antik kütüphane olarak kayıtlara geçen İskenderiye Kütüphanesi, MÖ 3. yüzyılın başında orjinal olarak günümüzde İskenderiye Müzesi olarak ziyaret edebileceğiniz araştırma merkezine ek bir bölüm amacıyla inşa edilmiştir.

Kleopatra Sarayı

The World Tomorrow

Görkemli sarayların, heykellerin ve daha pek çok devasa eserin yer aldığı ve İskenderiye’nin tam karşısında bulunan Antirodos Adası, MÖ 4. yüzyılda meydana gelen bir deprem sonrası sular altında kalmış ve ortadan kaybolmuştur. Dünyadaki en iyi sualtı kalıntıları da bu sebepten dolayı oluşmuştur.

Kleopatra Sarayı, İskenderiye Limanı’nın doğu bölgesindeki açıkta, adeta su altında kalmış bir tarihi kalıntı bölgesidir. Tarihçi Strabon’un da kayıtlarda bahsettiği bu bölge, Frank Goddie ve yanındaki 35 kişi ile birlikte yeryüzüne çıkartılmıştır. Sfenksler, heykeller ve yuvarlatılmış sütunlardan anlaşılacağı üzere, Kleopatra burada yaşamıştır. Zira, bu teoriye en büyük kanıt olarak kraliçenin sevdiği Romalı komutan Marcus Antonius’a ait olan bir heykel başı gösterilmektedir.

Denizli-Pamukkale’de bulunan, kraliçenin yüzdüğü rivayet edilen ve adeta bu sarayın bir benzeri olan antik kalıntılar içerisindeki Kleopatra Havuzu’nda yüzebilirken, İskenderiye yönetimi limandaki bu bölgeye hem arkeolojik kazılar hem de eserlere zarar verilmemesi adına yasak uygulamaktadır. Ancak, deniz kenarından binebileceğiniz tekne turları ile çevresini gezebilirsiniz.

Kayıtbay Kalesi

Benjamin

İskenderiye’nin kıyı şeridi Korniş bölgesinden batıya doğru ilerlediğinizde göreceğiniz yapı, inşaatında bir zamanlar ayakta duran ve günümüzde dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri yıkıldıktan sonra geriye kalan taşların kullandığı Kayıtbay Kalesi’nden başka bir yer değildir.

1480 yılında inşa edilen kale, kahverengi bir renge sahiptir ve Pharos Deniz Feneri, ya da diğer adıyla İskenderiye Feneri’nin bulunduğu yerde olmasıyla daha da çekici hale gelmiştir. 1303 yılında yaşanan büyük bir deprem sonrasında yıkılan fenerin ardından Memlüklü Sultanı Kayıtbey tarafınca inşa ettirilen kale, çatısında pitoresk Akdeniz manzaraları ve içerisinde yer alan taş odalardaki sergilerle görülmeye değer bir ziyaret merkezidir.

İskenderiye Ulusal Müzesi

Elias Rovielo

Müze, İskenderiye hakkında en geniş bilgilerin yer aldığı ve kentin engin tarihine göz atma fırsatı sunan muazzam bir koleksiyondan oluşmaktadır. İçerisinde yer alan ve bodrum katı bölümdeki Firavun dönemi eserleri, zemin katında bulunan Büyük İskender sergileri, İslam dönemi, Bizans dönemi ve Ptolemy Hanedanlığı dahil bir çok geniş skalayı incelemenize olanak tanımaktadır.

Şehrin kuruluşundan günümüzde kadar geçen zamanda yaşanan tarihi olaylar, krallar, kraliçeler, İskender dönemi ve daha farklı konuları ele alıp gözlemleyebileceğiniz müze, aynı zamanda heykeller, sualtı bulguları ve klasik İskenderiye görünümünü ve geçmiş dönem mimarisi gibi bir çok farklı konsepti de içermektedir.

Montazah Bahçeleri

Elias Rovielo

Dümdüz çimenlik alanları, uzun uzadıya giden palmiye ağaçları ve adeta yemyeşil bir sığınak gibi görünen yerleri ile Montazah, Khedis Abbas Hilmi’nin isteği üzerine 1890’larda bir av köşkü olarak inşa edilmiş ve daha sonrasında Kral Fuad’ın isteği üzerine genişletilmiştir. Sahip olduğu bahçelere eklemeler yapılmış ve kraliyet ailesi tarafından adeta bir yazlık ev olarak kullanılmıştır.

Ras el-Tin Sarayı’nın yerini alan yapı, günümüzde çevresinde gezebileceğiniz muhteşem bahçeleri ve doğal alanları ile adeta bir kaçış noktasıdır. İskenderiye’nin sessiz bir bölgesinde yer alan konumu ve sahip olduğu eşsiz özellikleri ile Montazah, kentin en popüler turistik noktaları arasında yer almaktadır. Floransa’dan esinlenen kuleleri ve eksantrik olarak tasarlandığını kanıtlayan Rokoko süslemeleri ile adeta bir kültür karışımıdır.

Halka açık olmayan binanın çevresinde yer alan bahçeler, en az köşk kadar etkileyicidir. Bahçelerin kıyı tarafında yer alan ve ilginç bir köprü ile geçebileceğiniz küçük bir ada ve plaj bulunmaktadır. Buraya ulaşmak içinse, yoğun olarak Korniş bölgesinden geçen minibüsleri kullanarak, 1-2 Mısır Lirası karşılığında yolculuk yapabilirsiniz.

Korniş

Wikimedia

Her liman kentinde bulunmayan atmosferi, Akdeniz’in yaz-kış ılık sularının güzelliği ve yaşanılan bir çok tarihi olayın gerçekleştiği yer olan İskenderiye’nin kıyı şeridi, günümüzde halen 19. ve 20 yüzyıldan kalma binaların yer aldığı ve gün geçtikte daha modern bir çok yapının yükseldiği işlek bir caddedir.

Kentin yerlileri tarafından sıkça ziyaret edilen ve özellikle yaz aylarında yüzbinlerce insanın akın ettiği Korniş, yürüdüğünüz yolların bir zamanlar Kleopatra’nın bastığı topraklar olduğunu anladığınızda muazzam hisler yaşatan bir ziyaret alanıdır. Önünüzdeki denizin altında yatan ve yine Kleopatra’nın sarayına ait sualtı kalıntıları da, o dönemi hayal etmenize yardımcı olacak unsurlardır. Şehrin sembolik yerlerinden biri olan Korniş, bir zamanlar Winston Chrchill’i ve İngiliz Gizli Servisi’ni ağırlamış olan Cecil Hotel ve Windsor Palace Otel’e de ev sahipliği yapmaktadır.

Kom el-Dikka

groenling

1947 yılında, bir grup müteahhit tarafından yeni yer arayışı adına çıkılan keşif sırasında bulunan ve bölgeyi temizlemeye karar verilene kadar kimsenin farkedemediği Korm el-Dikka, kentin merkezinde yer alan eski bir moloz höyüğüdür. Orta çaptaki bir antik Roma amfitiyatrosu dahil bir çok kalıntıya ev sahipliği yapan bölge, Ptolemaic tapınağının da kalıntılarını barındırmaktadır.

Günümüzde Kuşlar Vadisi olarak bilinen bölgede bulunan Kom el-Dikka, zengin bir Roma dönemi kalıntısı ve mozaik döşemelerinin yer aldığı tarihi bir yerdir. Cazibe merkezinin bir diğer adı, Moloz Höyüğü’dür ve gitmek isterseniz Arapça ismini kullanmanız daha faydalı olacaktır.

Kom el-Shoqafa Yeraltı Mezarları

emily

İskenderiye’deki Kargıcak bölgesinde yer alan bir tepenin üzerinde bulunan Kom el-Shoqafa’nın Yeraltı Mezarları, bölgenin güney yamacına düşmektedir. Böge, Greko-Romen ve Mısır tarzlarının geniş bir karakterini ortaya koyan özelliklere ve İskenderiye füzyonunun takdir edilesi bir örneğini sunan tasarımlara sahiptir. MS 2. yüzyıla kadar dayanan geçmişi ile gizemini koruyan yeraltı mezarları, özellikle raflı mezar anlamı taıyan loculi ve lahitleri ile dikkat çekmektedir.

1900 yılında keşfedilen yer, sarmal bir merdivenle inebileceğiniz ve sağınızda ana mezar odalarının yer aldığı mumya merkezidir. Ayı zamanda, her birine en az 3-4 mumya yerleştirilebilecek büyüklükleri ile 91 loculi’nin yer aldığı Sepuclchral Şapeli’de en fantastik bölümlerinden biridir. Sol tarafınızda yer alan ve Antik Mısır’da, tıpkı kültürümüzde olduğu gibi ölü kişinin adına düzenlenen ‘mevlüt’ organizasyonları için kullanılan Triclinium Funebre odasını da görebilirsiniz.

Pompey Sütunu

Elias Rovielo

İskenderiye’nin tanıtım filmlerinde dahi geçecek kadar önemli bir yapı olan ve şehrin güneybatısında yer alan Pompey Sütunu, günümüzde İskenderiye’de orjinal olarak kalabilen tek antik kalıntılardır. Mimari parçalar, Antik Mısır dönemi surları ve moloz kalıntıları ile yükselen bir tepe gibidir. Bulunduğu yerde bir zamanların ünü Serapis Tapınağı’na ev sahipliği yapan sütun ve çevresi, bir zamanlar İskenderiye Büyük Kütüphanesi’nin el yazmalarının depolandığı bir yapı olarak kullanılmıştır.

Yaklaşık 27 metre yüksekliğe sahip olan ve kırmızı renkteki Aswan granit sütunu, asıl Pompey ile ilgisi olmayan bir ektir. Orjinal olarak MS 292 yılında Roma imparatorlarından Diocletianus’un onuruna inşa edilmiştir. Hükümdar, şehrinin kuşatılmasından sonra açlık yaşayan halkı için yem ile beslenmesi ile bilinen biridir.

Ras el-Tin Sarayı

Chris&Steve

Mısırlı sultanlar için adeta bir yazlık olarak inşa edilen ve oldukça görkemli bir dış cepheye sahip olan saray, Kahire’nin çöl sıcaklarından kaçmak isteyen hükümdarlar tarafından kullanılmıştır. Saray, aynı zamanda son kral Farouk’un İskenderiye limanından İtalya’ya sürgün edildiği 1952 yılında resmen kovulmuş olduğu yapı olmasıyla ünlüdür. Günümüzde Mısır’ın büyük donanması tarafından kullanılan saray yapısı, halka açık bir yer değildir. Ancak, anıtsal beyaz cephesi ve görkemli duruşuyla yakından görülmesi gereken bir ziyaret noktasıdır.

Kavafis Müzesi

Wikimedia

Öldükten sonra ortaya çıkan eserleri ile ün kazanmış Yunan asıllı bir şair olduğu bilinen ve İskenderiyeli en popüler çağdaş sanat yazarı Konstantinos Kavafis adına açılan müze, kentin edebi açıdan gelişmişliğini simgeler nitelikler taşımaktadır. Kavafis, 1863 yılında İskenderiye’de doğan ve 1933 yılında yine İskenderiye’de hayatını kaybeden ünlü bir çağdaş Yunan şairi olarak, günümüzde edebiyatseverlere yüzlerce önemli eser bırakmıştır.

Şarm El-Şeyh Sokağı’nda bulunan müzede, el yazmaları ve bir çok yazışma yer almaktadır. Hayatını bir memur ve gazeteci olarak geçiren Kavafis ve İskenderiye’nin engin tarihi hakkında bir çok geniş bilgi edinmek adına bu küçük ama önemli müzeyi gezilecekler listenize eklemeyi unutmamalısınız.

Anfushi Nekropolü

Merya

Bir zamanların en işlek Türk mahallesinin olduğu ve Kayıtbey Kalesi’nin yer aldığı bölgede, belki de İskenderiye’nin en iyi balık restoranlarına yakın bir konumda bulunan Anfushi, kentin en canlı gezi noktasından biridir. Qasr Ras el-Tin Caddesi, bölgenin en hareketli noktasıdır ve nargileler, ızgara balık gibi deniz ürünleri yemekleri ve sıcak ortamlı kafeleri ile görülmeye değerdir.

İskenderiye’nin en büyük balık pazarı da burada yer almaktadır. Özellikle gün batımı manzaraları için birebir olan bölge, yaz aylarında oldukça kalabalıktır. Benzerlerini Göreme Açık Hava Müzesi’nde gördüğümüz tipteki kayaların içine oyulmuş mezarlar ve günümüze kadar gelebilmiş sütun, heykel ve sfenksler ile Anfushi, aynı zamanda İskenderiye’deki bir nekropolün de adıdır.

Ebu Abbas El Mursi Camii

Kim

Dini yapılar arasında İskenderiye’nin en iyilerinden biri olarak kabul edilen camii, 13. yüzyılın sufilerinden Ebu Abbas’ın türbesininin bulunduğu yere inşa edilen tarihi bir mekandır. 1796 yılında yapılan camii, Müslümanlar için önemli bir dilek ve dua alanıdır.

Ebu Abbas ise, İskenderiye’nin en saygın din adamlarından biridir ve günümüzde Murcia geçmişte Endülüs olarak bilinen İspanya’nın tarihi kentinden buraya gelmiştir. Kendisine ait öğretiler, tıpkı ülkemizde Mevlana Celaleddini Rumi’ninkilerde olduğu gibi yeni nesile aktarılmaktadır. Eğer dini bir ziyaret yapmıyor iseniz, caminin İslam hattat sanatına ait tasarımlarını, motifli cepheleri, ve karmaşık mozaik işlemelerini keşfedebilirsiniz. Her camide olduğu gibi, ayakkabılarınızı dışarı çıkarıp bu muzzam güzellikteki tarihi yapıyı inceleyebilirsiniz.

Ana Souk Alanı

Wikimedia

Şehrin en işlek yerlerinden biri olan Midan Tahrir’den batı yönünde doğru gittiğinizde karşınıza çıkacak olan ve İskenderiye’deki en büyük pazar olarak kabul edilmiş Ana Souk Alanı, Mısır’daki en taze ürünleri satın alabileceğiniz fırsatlar sunmaktadır.

Şehirde yapacağınız bir ziyaret esnasında, en az 2-3 saatinizi ayırıp alışveriş ürünlerini inceleyebileceğiniz bir cazibe noktası olan alan, gümüş biblolardan el sanatı ürünlerine kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Ülkemizde olduğu ve hiç tasvip edilmediği gibi, İskenderiye’nin bu pazarında turiste farklı yerliye farklı fiyat uygulanmamaktadır. Dilediğiniz ürünü, pazarlık dahi yaparak gönlünüzce satın alabilirsiniz. İskenderiye’nin ana turistik yerlerinden kısa bir mesafede yer alan bu pazara gelerek, kentin ve Mısır’ın ana kültürünü biraz daha derinden inceleyebilirsiniz.

İlginizi Çekebilecek Yazılar

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here